İmandan İhsana Tasavvuf

 


   

ÖNSÖZ

   Rûhundan nefhettiği insana metafizik bir tefekkür ve tahassüs derinliği bahşetmiş olan Cenâb-ı Hakk'a nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun!
   Bu tefekkür ve tahassüs derinliği bakımından da en mükemmel tecellîlere mazhar kıldığı ve bütün beşeriyete bir örnek şahsiyet olarak bahşettiği kulu ve Rasûlü olan Fahr-i Kâinât Efendimiz'e, O'nun âl, ashâb ve etbâına nihâyetsiz salât ü selâmlar olsun!
   Hiç şüphesiz ki tasavvuf, İslâm'ın kalbî hayatı, özü ve rûhânî yönüdür. Yâni İslâm, bilhassa Tasavvufun Mahiyetimuhtevâsındaki bu öz ve rûhun, istîdatlı insanlarda amele inkılâb etmesi sebebiyle mümin gönüllerdeki rûhâniyet, feyz, muhabbet ve vecd vasıflarını zirveleştirir. Bu demektir ki tasavvuf, İslâm bağındaki yüce ilim ve irfân ağacının meyve (eser) bakımından en semereli dallarından biri olmuştur. Nitekim bugüne kadar tasavvuf hakkında:
   - daha ziyade yüksek ve derin tefekkür erbabına (havâssa),
   - hem havâssa, hem geniş halk kitlelerine (avâma),
   - öncelikle avâma hitab eden nice güzel eserler yazılmıştır.
   Bu eserlerin bir kısmı, Füsûsu'l-Hikem ve İnsan-ı Kâmil gibi sâdece derin ve yüksek tefekkür erbâbının kavrayacağı bir seviyede kaleme alınmıştır. Bâzıları ise Mevlânâ'nın Mesnevî'si gibi yer yer mütefekkir dimağlara, yer yer de vasat seviyedeki halk kitlelerine hitâb eden bir muhtevâdadır. Bunlar, zâhirî ilimlerini tamamlamış olanların, sahip oldukları bilgiler muhtevâsında daha engin, derûnî ve mânevî bir tefekkür ve feyze râm olarak Hakk'a, hakîkate ve mârifetullâha nâil olmaları içindir. Bunun yanında Envâru'l-Âşıkîn, Muhammediyye ve Nefehâtü'l-Üns gibi geniş halk kitlelerine hitâben yazılmış olan tasavvufî kitaplar da vardır. Bunlar şer'î gerçekleri kavrayabilmiş olan geniş halk kitlelerinde duyuş, anlayış ve davranış mükemmelliği bakımından -az çok- bir seviye husûle getirmek içindir.
   Tasavvufî eserlerdeki bu çeşitlilik, toplumda mevcûd olan avâma da havâssa da idrâk ve iktidarları nispetinde İslâm'ı, onun engin muhtevâsındaki mükemmelliğe yakışır bir şekilde anlayıp tatbik etme dirâyetini kazandırmak içindir. Böylece insanlar, eskilerin tâbiriyle zü'l-cenâheyn, yâni iki kanatlı olurlar.
   Bütün bu yönleriyle toplumun her kesimine hitâb eden tasavvuf, hem iktisâdî ve ictimâî rahatlık zamanlarındaki rehâvet ve gevşeklikleri engelleyerek zindeliği devam ettirmiş, hem de istilâ, işgal ve zulüm dolu zor dönemlerin kargaşa ve bunalımları arasında daralmış gönüllere ulvî pencereler açarak nefes aldırmış; yaralı gönüllere merhem, yorgun dimağlara tesellî ve kurak rûhlara kevser olmuştur. O, bir yandan güzel ahlâk ve ibadette zirveleşenlere tevâzu ve mahviyet telkin ederek gurur, kibir ve ucuptan muhafazasını sağlamış, bir yandan da günah çukurunda boğulan kullara engin bir af, müsamaha, merhamet ve rahmet gibi can simitleri uzatmıştır. Nitekim Moğol istîlâlarından sonra bütün bir Anadolu'yu saran kargaşanın ortaya çıkardığı huzursuzluk ve ızdırapları teskin ve tesellî edici olarak o devirde tasavvufî cereyanların kuvvet kazandığı ve pek çok büyük mutasavvıfın da zuhûr etmiş olduğu husûsu târihî bir gerçektir.
   Bugün de bütün bir beşeriyet, dehşetli bir huzursuzluk ve çeşitli ızdırapların girdabına sürüklenmiş bulunmaktadır. Böyle bir zamanda gönüllere şifâ bahşedecek tasavvufî güzellik ve hasletlere duyulan ihtiyâç, aslâ inkâr edilemez. Zîrâ ateizmin boyunduruğundan henüz kurtulmuş "yaralı bir kuş" misâli mânevî tedâviye muhtaç olan nice kardeşlerimizin rûh ve yorgun gönülleri, bu muhtevâda bir âb-ı hayâtın tâlibi durumundadır. Nitekim materyalizmden rûhu bunalmış gerek doğuda gerek batıdaki insanlar, İslâm'ı başlangıçta büyük mutasavvıfların câzibe ve güzellikleriyle tanımakta, sevmekte ve nihâyet sımsıkı bir şekilde dîn-i mübîne sarılmaktadır.
   Bütün bunlar gösteriyor ki tasavvuf, engin bir derûnî yapı ve muhtevâ ile ehl-i îmânın elinde vazgeçilmez bir İslâmî tecellî, feyz ve olgunluk nîmetidir. Bu bakımdan o, hem müslümanların kemâle ermesi, hem de gayr-i müslimlerin hidâyetine vesile olunabilmesi ve onlara İslâm'ın doğru bir şekilde yansıtılabilmesi için pek büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.
   Çünkü gerçek tasavvuf, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in o mübârek hayatının, kıyâmete kadar gelecek asırlara ve nesillere in'ikâsını sağlayacak bir gönül aynasından ibârettir.
   Böyle olduğu için Cenâb-ı Hakk'ın ve Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in mübârek feyz ve muhabbetleri gönüllerde yüzyıllar boyu aynı canlılık ve tazelik içerisinde yaşamış, yaşamakta ve yaşayacaktır.
   Böyle olduğu için İslâm, bugün müslümanların maddeten zayıflıklarına rağmen güçlü bir şekilde varlığını ve tesirini sürdürmektedir.
   Böyle olduğu için de İslâm'ın gizli ve âşikâr düşmanları rûh ve bedeni birbirinden ayırırcasına tasavvufu İslâm'dan ayrı bir anlayış sistemi gibi göstermek için çırpınmaktadırlar. Dolayısıyla mes'eleyi bilmeyen kimseler tasavvuf hakkında yanılıp yersiz muhâlefete sürüklenebileceğinden tasavvufî hakîkat ve gerçeklerin her zaman doğru bir şekilde dile getirilip ifade edilmesi ve yanlış anlayışların düzeltilmesi, pek mühim bir zarûret hâlini almıştır. Elbette sadece bu zarûretle değil, yukarıda temas ettiğimiz güzelliklerin de bütün gönüllere takdîm edilebilmesi için tasavvufî sahâ, âdeta bir eserler deryâsı hâlindedir.
   İşte biz de bu deryâya, aynı gâyeler içerisinde âcizâne bir gönül damlası takdîm etmeye çalıştık. Bir damla, çünkü tasavvuf "kâl"den (sözden) ziyâde "hâl" olduğundan eserimiz, gönülleri yüce huzûra yönlendirmede bir köprü vazîfesi îfâ edebilirse kendimizi bahtiyar addederiz.
   Bu meyanda eserimizde tasavvufun umûmî olarak muhtevâsını verdikten sonra, onun ana mevzûunu teşkil eden mârifetullâh, muhabbetullâh, tezkiye-i nefs, tasfiye-i kalb, tasavvufî üslûb vb. hususları îzâh etmeye gayret ettik. Başta Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm- olmak üzere, o mübârek varlığın vârisleri olan İslâm büyüklerinin davranışlarından örnekler sunmaya çalıştık. Yer yer de tasavvufun derinlik ve incelikleriyle ilgili birtakım tereddüt ve muhalif görüşlere cevap mahiyetinde -şahısları hedef alarak değil sadece fikir bazında- mâlumatlar arz ettik. Ayrıca eserde, tasavvufun arzu ettiği mânevî terbiyeden uzak bâzı kimselerin, ya iyi niyetle fakat câhilâne ya da gafletlerinden ötürü aksak, kifayetsiz ve yersiz uygulamalarının bu mübârek yol ile bir alâkasının bulunmadığına temas ettik.
   Hâsılı bütün bu yönleriyle eser, zâhirde müellifinin, ancak hakîkatte Hak dostlarının bir te'lîfidir. Yâni eserdeki bütün feyz ve güzellikler, ehlullâhın gönül âlemlerinden bizlere yansıyan ulvî akislerdir. Bizim vazîfemiz, günümüzün lüzûm ve şartlarına göre bunları derlemek gayretinden ibâret olmuştur. Bu itibarla eserimizi hazırlarken şüphesiz bizden evvel yazılmış olanlardan istifâde ettiğimiz gibi, bir "canlı kitap" mâhiyetindeki pek çok dostumuzdan da yardım gördük. Bunu memnûniyet ve iftiharla kaydetmek istiyoruz.
   Sözlerimize son verirken bu eserde menkıbeleri zikredilmiş ehlullâha ve emeği geçmiş akademisyen dostlarımıza hâlisâne muhabbet ve duâlarımızı arz etmeyi vicdânî bir vecîbe addederiz.
   Yâ Rabbî! İlim ve idrâkimizin kifâyetsizliğine rağmen, engin tasavvuf âlemi hakkında izhâr ve ifâdesine cür'et eylediğimiz his ve fikirlerimizin, muhterem okuyucularımızda inşâallâh hâsıl edeceği feyz ve tesirlere sonsuz bir teselsül bereketi ihsân eyle!
   Allâh'ım! Bu âcizâne gönül hizmetimiz vesilesiyle bizi muhterem okuyucularımızla birlikte sonsuz nîmetlerine lutfen ve keremen nâil eyle! Bu nîmetleri de kendi şân-ı ulûhiyyetinin azamet ve îcâbına göre muhteşem bir muhtevâ ile lutfeyle!
   Âmîn!..

Osman Nûri TOPBAŞ
ÜSKÜDAR / 2002

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.