KABİR ZİYARETİ
..:: 3 ::..
Dînî bilgisi sığ olan insanların zihnini bir hayli karıştıran kabir ziyareti ve onunla ilgili hissiyat ve davranışların ifrat ve tefritten arındırılabilmesi pek müşkil bir iştir. Zîrâ insanoğlunun mücerred gerçekleri kavramaktaki kifâyetsizliği, kabir ziyaretini -bazıları için- âdetâ şirk sayılacak bir muhtevâya büründürmüştür. Kabirlerin başında mum yakmak, çaput bağlamak ve doğrudan doğruya o kabirde yatan zâttan istimdâd etmek gibi... Bu, tıpkı Hristiyanların mücerred bir Allâh mefhumunu kavramaktaki kifâyetsizlikleri sebebiyle, mâsum bir nebî olan Hazret-i Îsâ'ya ulûhiyyet izâfe etmeleri gibi bir zaaf ve acziyetin tezâhürüdür. Diğer taraftan bu ifratlara (aşırılıklara) bir aksülamel olarak ortaya konulmuş tefrit mâhiyetindeki diğer bir telakkî ile kabir ziyaretini "şirk" sayacak kadar ileri giden görüşler de aynı hatayı tersinden ortaya koymaktadırlar.
İslâm, her meselede olduğu gibi kabir ziyâreti hususunda da îtidâl prensibini esas almaktadır. Yukarıda da anlatıldığı gibi Hazret-i Peygamber ve ashâb-ı kirâmın kabir ziyâretiyle ilgili söz ve tatbikâtları, bu hususta ifrat ve tefrite düşmeden nasıl davranılması gerektiğini bizlere sergilemektedir.
İbn-i Abbas -radıyallâhu anhümâ- anlatır:
Sâd bin Ubâde -radıyallâhu anh-'ın annesi vefat etmişti. O, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e gelerek:
"- Ey Allâh'ın Rasûlü! Yanında bulunmadığım bir sırada annem vefat etti. Onun adına sadaka versem kendisine bir faydası dokunur mu?" diye sordu.
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
"- Evet." buyurunca, Sâd -radıyallâhu anh-:
"Ey Allâh'ın Rasûlü! Siz de şâhid olun ki meyve bahçemi annem adına tasadduk ediyorum." dedi. (Buhârî, Vesâyâ, 15)
Hidâyet rehberimiz Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
"İnsan öldüğü zaman bütün amelleri kesilir. Ancak şu üç şey bundan müstesnâdır: Sadaka-i câriye, istifâde edilen ilim ve kendisine duâ eden hayırlı evlâd." (Müslim, Vasıyyet, 14) buyurmuştur.
Bu hadîs-i şerîfler, vefat etmiş müminlerin, sağlıklarında yaptıkları ve vefatlarından sonra da devâm etmekte olan hayrâtlarından fayda göreceklerini, ayrıca hayatta olan yakınlarının ve mümin kardeşlerinin duâ ve infaklarından istifâde edebileceklerini beyân buyurmakta ve onları bu hayırları işlemeye teşvik etmektedir.
Gerçekten, âhirete intikâl etmiş bir müminin ardından, sevâbı ona âit olmak niyetiyle birçok hayırlar yapılmalıdır. Yukarıdaki hadîs-i şerîf muktezâsınca, vefat eden bir müminin hayratı devâm ettiği müddetçe ecri de devâm eder ve amel defteri kapanmaz. Vefat ettiğinde yalnız başına kabir âlemine girip dünyâya vedâ eden bir mümin için, vârislerinin ve gerçek dostlarının bir vefâ borcu olarak muhtelif hayırlar yapmaları, en fazîletli ameller cümlesindendir.
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>