İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



 

KABİR ZİYARETİ

..:: 2 ::.. 

    Kabir ziyâreti, ziyâret eden için bir ibret vesîlesi olduğu gibi, ziyâret edilenler için de bir rahmet vesîlesidir. Zîrâ kabre giren kişi, bataklığa düşen insan gibi imdad bekler.
   İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- şöyle rivâyet eder:
   Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, iki kabrin yanından geçerken onlar hakkında:
   "İkisi de azâb görüyorlar, ancak büyük bir günahtan dolayı değil. Birisi söz götürüp getirdiğinden, diğeri de küçük abdest bozarken icâb ettiği sûrette korunmadığından dolayı muazzeb oluyor." buyurdu.
   Akabinde yaş bir hurma dalı istedi. Onu ikiye ayırdı ve daha sonra bunları kabirlerin başına birer birer dikti. Sonra da sözlerine şöyle devâm etti:
   "Kurumadıkları müddetçe onların azâbını hafifletmeleri umulur." (Müslim, Tahâret, 111)
   Müfessir Kurtubî bu hadis-i şerifi şöyle îzâh eder:
   "Kurumadıkları müddetçe" kısmı o dalların yaş kaldıkları müddetçe tesbih ettiklerine işâret etmektedir. Nitekim âlimlerimiz şöyle demişlerdir: Kabirlere ağaç dikmekten ve orada Kur'ân-ı Kerîm okumaktan oradakiler istifâde ederler. Bir ağaç dikmek bile ölülerin azâbını hafifletirse, bir müminin Kur'ân okumasından kim bilir ne kadar istifâde ederler? Ölüye hediye edilen şeyin sevâbı da kendisine ulaşır." (Kurtubî, Tefsîr, X, 267)
   Kur'ân tilâveti sebebiyle ulaşılacak ilâhî rahmetten ölülerin de istifâdesi için bilhassa Yâsîn-i Şerîf okunması, herkesin bildiği ve tatbîk ettiği bir usûldür.
   Nitekim hadîs-i şerîflerde buyurulur:
   "…Yâsin, Kur'ân'ın kalbidir. Bir kimse onu Allâh'ın rızâsını ve âhiret yurdunu talep ederek okursa, muhakkak günahları bağışlanır. Ölülerinize de Yâsin Sûresi'ni okuyunuz." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 26)
   "Sizden biri vefat ettiğinde onu fazla bekletmeden kabre götürünüz. Defnettiğiniz zaman da biriniz, başucunda Fâtiha Sûresi'ni, ayak ucunda da Bakara Sûresi'nin son kısmını (Âmenerrasûlü) okusun." (Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, XII, 340; Deylemî, Müsned, I, 284; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, III, 44)
   Alâ bin el-Leclâc, sâhâbe-i kirâmdan olan babası Leclâc'ın, vefâtı esnâsında kendilerine şu vasiyette bulunduğunu rivâyet etmiştir:
   "Beni kabre koyduğunuz zaman:
   " بِسْمِ اللهِ وَ عَلَى سُنَّةِ رَسُولِ اللهِ" (Bismillâh ve alâ sünneti Rasûlillâh)(1) deyiniz ve üzerime toprak atınız. Başımın ucunda Bakara Sûresi'nin evvelini ve son kısmını okuyunuz. Şüphesiz ben, Abdullâh bin Ömer'in bu uygulamayı güzel gördüğüne şâhid olmuştum." (Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, IV, 56)
   Sahâbe-i kirâmdan Amr bin Âs -radıyallâhu anh-'ın vefâtı esnâsında vasiyet olarak etrâfındakilere söylediği şu sözler de câlib-i dikkattir:
   "Beni kabrime defnettiğiniz zaman, bir deve kesip etini parçalayacak kadar mezarımın başında bekleyin ki, sizin varlığınızla yeni hayatıma alışma imkânı bulayım ve Rabbimin elçilerine vereceğim cevapları hazırlayayım." (Müslim, Îmân, 192)
   Bu hadîsi kitabında zikreden Nevevî, İmâm Şâfiî -rahmetullâhi aleyh-'in, şu sözlerini nakletmiştir:
   "Mezarın başında Kur'ân'dan âyet ve sûreler okumak müstehabdır. Kur'ân'ın tamamının okunması (hatim edilmesi) ise, daha güzeldir." (Nevevî, Riyâzu's-Sâlihîn, 293)
   Bu rivâyetlerden de anlaşılacağı üzere kabirleri ziyâret etmek, orada bulunanlara selâm verip duâ ve istiğfarda bulunmak, onlar adına hayır ve hasenât yapıp Kur'ân-ı Kerîm tilâvet etmek mevtâlar için bir rahmet vesîlesidir. Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz, bizden önce âhirete intikâl etmiş mümin kardeşlerimiz için şöyle duâ etmemizi beyân buyurur:
   "Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş îmânlı kardeşlerimizi bağışla; kalblerimizde, îmân edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli ve çok merhametlisin." (el-Haşr, 10)
   Ancak kabir ziyâretlerinde dikkat edilecek diğer bir husus da, bâzı yanlış uygulama ve bid'at davranışlardan ictinâb edilmesi gereğidir.
   Ehl-i sünnet ulemâsı, müminlerin kabir ziyaretleriyle ilgili ifrat ve tefritten korunması için pek çok şey yazıp söylemişler ise de bu husustaki yanlış tatbikatın her iki vechesi de yâni ifratı da tefriti de, bugüne kadar -maalesef- lâyıkıyle önlenememiştir.

   ____________________ 
   1.Allâh'ın adıyla ve Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sünneti üzere (seni Hakk'a emânet ediyoruz).

 

<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.