TEBERRÜK
..:: 3 ::..
Eşyâ ile Teberrük
Sevilen zâtı hatırlatan bir eşyânın, sevende o zâtı düşündürüp duygulandırarak râbıtasını kuvvetlendirdiği bir hakîkattir. Bu, insan tabiatinde mevcûd olan bir husûsiyetin îcâbıdır. Fakat bu his ve tavırda aşırılığın putçuluğa kadar varabildiği de târihî bir gerçektir. 1
Diğer taraftan çok sevilen bir şahsın, kendisini hatırlatan eşyasını da muhabbet şümûlünde bulundurmak, beşerî ve tabiî bir temâyüldür. Mühim olan bunu aşırı derecede ileriye götürmemektir. Gerçekten mücerred mefhûmlar, müşahhas varlıklara hâl ve keyfiyetler olarak akseder.
Eşyâdaki hâl ve keyfiyet tecellîsinin Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilen en canlı misâli şudur:
Yûsuf -aleyhisselâm-'ın gömleği Yâkûb -aleyhisselâm-'a götürülmek üzere Mısır'dan yola çıkarıldığı zaman, Kenan ilindeki Yâkub -aleyhisselâm- onun kokusunu almış, gömleği âmâ gözlerine sürdüğü zaman da görmeye başlamıştır. 2
Eşyâ ile gerçekleşen bu tesir de, mürşid-i kâmilin sâliki belli bir kıvamda tutmak için kullandığı vâsıtalardan biridir. Zîrâ bu akislerle hemhâl olmak, râbıtayı kuvvetlendirir. Bu aynı zamanda hediyeleşme sünnetinin de bir ifâdesidir.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Benî Sâide mahallesinde ashâbı ile birlikte bulunurlarken Sehl bin Sa'd -radıyallâhu anh-'e:
"- Ey Sehl, bize su verir misin?" buyurdu.
Bunun üzerine o, bir bardak su ikrâm etti.
Sehl, bu bardağı ömrü boyunca saklamış olmalı ki Ebû Hâzim -radıyallâhu anh- şöyle anlatmaktadır:
"- Sehl bu bardağı çıkarıp bize gösterdi, biz de ondan su içtik. Daha sonra Ömer bin Abdülaziz, Sehl'den bu mübârek bardağı kendisine bağışlamasını ricâ etti. O da hediye etti." (Buhârî, Eşribe, 30)

Sehl bin Sa'd -radıyallâhu anh- anlatıyor:
Kadının biri Peygamber Efendimiz'e bir hırka getirdi.
"- Yâ Rasûlallâh! Bunu size hediye etmek istiyorum." dedi. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de onun hediyesini kabul etti ve üzerine giydi.
Ashâbdan biri:
"- Yâ Rasûlallâh, bu ne güzel bir elbise, bana hediye eder misiniz?" dedi.
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, "olur" deyip hırkayı hemen ona verdiler. Hazret-i Peygamber oradan ayrıldıktan sonra, ashâb-ı kirâm o adamı ayıplayarak şöyle dediler:
"- Hiç de iyi bir şey yapmadın. Allâh Rasûlü onu ihtiyacı olduğu için almıştı. Sen de onu istedin. Biliyorsun ki âlemlere rahmet olan Efendimiz'den bir şey istenildiğinde, asla geri çevirmez."
Bunun üzerine adam:
"- Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz onu giydiği için onunla teberrük etmek istedim. Umuyorum ki onunla kefenlenirim." dedi. (Buhârî, Edeb, 39)
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- der ki:
"Mekke'de Kureyşlilere, serîr üzerinde uyumaktan daha hoş bir şey yoktu.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Medîne'ye geldiği ve Ebû Eyyûb'un evine indiği zaman, ona:
"- Ey Ebû Eyyûb! Sizin bir serîriniz yok mu?" diye sordu.
Ebû Eyyûb -radıyallâhu anh- da:
"- Yok vallâhi." dedi.
Ensârdan Sa'd bin Zürâre, bunu haber alınca, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e direkleri saç ağacından yapılmış, üzeri keten lifle dokunmuş ve hasır ile kaplanmış bir serîr gönderdi.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, evine taşınıncaya kadar onun üzerinde istirahat etmiş, kendi evine taşındığında da vefâtlarına kadar o serîri kullanmıştı.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, vefât ettiğinde bu serîrin üzerine konularak yıkanıp kefenlenmiş ve bu serîr üzerinde iken cenâze namazı kılınmıştı.
____________________
1.Nitekim dinler târihinde "fetişizm" denilen ve ölen millî kahramanların geriye bıraktıkları eşyâya perestiş (tapınma) ve onlara ulûhiyyet izâfe etme dalâleti, bu beşerî his ve temâyülün tabiîlik hudûdunun tecâvüz ettirilmesinden doğmuş bir tarihî sapıklıktır. Zîrâ mücerred mefhûmları kavramak oldukça güçtür. Bu güçlükten dolayıdır ki en mücerred bir varlık olan Yaratıcıyı bir kısım insanlar maddî varlıklarda müşahhaslaştırarak kabullenme yoluna gitmişlerdir. Putçuluk, bu beşerî zaaftan doğmuştur. Lâkin mücerret hakîkatlerin müşahhaslarda birer mânevî tecellîsi mevcuttur. Selîm muhâkeme sâhipleri için doğru olan, eserden müessire intikâl etmek üzere mücerred gerçeklerin fizîkî varlıklardaki akislerini, nakışlarını ve tecellîlerini kavrayabilmektir. Allâh da böyle bilinir, rûh da... Sâir mücerred mefhûmlar için de durum aynıdır.
2.Bkz. Yûsuf Sûresi, 93-96.
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>