TEVESSÜL
..:: 3 ::..
Ayrıca, fazîlet sâhibi sâlih zâtlarla tevessül de, hakîkatte onların sâlih amelleri ve üstün meziyetleriyle tevessül etmek demektir. Çünkü onların Hak katındaki yüksek mertebe ve yüce kıymetleri bu salih amelleri sebebiyledir.
Bu itibarla Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bile, Allâh'tan zafer ve yardım taleb ederken muhâcirlerin fakîrleri vesîlesiyle niyâzda bulunur 1 ve şöyle buyururdu:
"Bana zayıfları çağırınız. Çünkü siz ancak zayıflarınız(ın duâ ve bereketi) ile rızıklandırılır ve yardım edilirsiniz." (Ebû Dâvud, Cihâd, 70; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 198)
Zîrâ toplum nezdinde îtibâra medâr olacak bir makâm ve varlıkları olmayan, boynu bükük, kalbi kırık fakat kanaat ve takdîre rızâ ile gönlü zengin olan bu sâlih insanların tevessülüyle yapılacak duânın kabule daha lâyık olduğu muhakkaktır.
Kırık ve mahzun kalbleri vesîle edinerek rızâ-yı ilâhîye vâsıl olabilmek sadedinde Mâlik bin Dinar'ın şu rivâyeti oldukça mânidârdır:
"Mûsâ -aleyhisselâm- Cenâb-ı Hakk'a bir ilticâsında:
"- Yâ Rab! Seni nerede arayayım!" dedi.
Allâh Teâlâ buyurdu ki:
"- Beni, kalbi kırıkların yanında ara."" (Ebû Nuaym, Hilye, II, 364)
Enes -radıyallâhu anh-'tan rivâyet edildiğine göre, Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, devr-i hilâfetinde vâkî olan kuraklıkta, Rasûl-i Ekrem Efendimiz'in amcası Hazret-i Abbas -radıyallâhu anh-'ı yanına almış ve yağmur yağması için Cenâb-ı Hakk'a O'nu vesîle ittihâz ederek:
"Allâh'ım! Peygamberimiz ile Sana tevessül ederdik de bize yağmur verirdin. (Şimdi ise) Peygamberimiz'in amcası ile Sana tevessül ediyoruz. Bize yağmur ver!" derdi. Bunun üzerine yağmur yağar ve halk suya kavuşmuş olurdu. (Buhârî, İstiskâ, 3)
Bir başka rivâyete göre Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:
"- Allâh'ım! Bulut da, su da Sen'in katındandır. Bulutu gönder ve bize yağmur indir." diyerek tevâzû ve gözyaşları içerisinde uzun ve duygu yüklü bir duâ ile yalvarmıştır. Bu duânın ardından rahmet bulutları gökyüzünde hevenk hevenk kümelenmiş ve bereketli yağmurlara nâil olmuşlardır. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- bu ilâhî ikrâm üzerine:
"Ey insanlar! Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir çocuğun babasını sevdiği gibi amcası Abbas'ı sever, ona hürmet gösterir ve onun yeminini kendi yemini sayardı. Ey insanlar! Amcası Abbas hakkında Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in gösterdiği bu saygı ve hürmete siz de riâyet edin! Onu, başınıza gelen her türlü musîbette Allâh'a (duâlarınızda) vesîle edinin!" (Hâkim, Müstedrek, III, 377) buyurmuştur.
İbn-i Abdi'l-Berr'e göre şu rivâyet de bu hususta aydınlatıcı bir mâhiyet arz etmektedir:
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- istiskâda bulunmak üzere Abbas'ı da yanına alarak (musallâya) çıktı ve şöyle duâ etti:
"Allâh'ım! Biz Peygamberimiz'in amcası ile Sana yaklaşıyor (takarrub) ve onun şefaatçi olmasını diliyoruz (istişfa'). Peygamberin için onu gözet! Nitekim Sen, ana-babasının iyilik ve salâhı yüzünden iki (yetim) çocuğu gözetmiştin.2 Biz istiğfar ederek ve şefaat dileyerek Sana geldik!"
Sonra Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, insanlara yönelerek şu âyet-i kerîmeleri tilâvet buyurdu:
"Rabbinizden mağfiret dileyin! Çünkü o çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) üzerinize bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsân etsin, sizin için ırmaklar akıtsın!" (Nûh, 10-12)
Sonra da Abbas -radıyallâhu anh- ayağa kalkarak duâ etti. Hazret-i Abbas'ın gözleri pınar gibi yaş akıtıyordu. (Bu vesîleyle Allâh'ın yağmur ihsân etmesinden sonra) halk:
"- Seni tebrîk ediyoruz, ey Harameyn sâkîsi!" diyerek Abbas'a dokunmaya başladı. (İbn-i Abdi'l-Berr, İstîâb, II, 814-815)
________________________
1.Bkz. Buhârî, Cihâd, 76; Taberânî, Mûcemu'l-Kebîr, I, 292.
2.Bu sözüyle Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, Hızır -aleyhisselâm-'ın Hazret-i Mûsâ'ya müdâhalesinden bahseden şu âyete işâret etmektedir:
"Duvara gelince bu, o şehirdeki iki yetim çocuğun idi. Altında onlara âit bir hazîne vardı. Babaları da sâlih bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki yetim çocuk rüşd çağlarına erişsinler ve definelerini çıkarsınlar. (Bu) Rabbimden bir merhametti. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte sabredemediğin şeylerin içyüzü budur." (el-Kehf, 82).
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>