İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



  

LEDÜNNÎ İLİM

..:: 3 ::.. 

    Hazret-i Mûsâ ve ona inananların peşine düşmüş olan Firavun ordusu, İsrâiloğulları'nın gözleri önünde Kızıldeniz'e garkolmuştu. Bu ilâhî lutfun ardından Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- kavmini topladı. Onlara çok fasih, belîğ ve ateşli bir vaaz verdi. Öyle ki dinleyenlerin kalbleri yumuşadı, gözleri yaş döktü. Kavmi, Hazret-i Mûsâ'nın ilim ve mârifetteki derinliğine hayran kaldı. İçlerinden biri, bu sohbetin feyziyle mest olarak:
   "- Ey Allâh'ın peygamberi, dünyada senden daha âlim bir kimse var mı?" diye sordu.
   Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- ise hoşuna giden bu suâle "Allâh bilir" demeksizin:
   "- Hayır, böyle bir kimse bilmiyorum." diye cevap verdi. Bu sûretle bir zelle işlemiş oldu. Allâh Teâlâ bu cevâbı hoş görmedi ve o esnâda Hazret-i Mûsâ'ya vahyederek:
   "- İki denizin birleştiği yerde bir kulum var ki, o senden daha âlimdir. Ona, husûsî bir ilim (ledünnî ilim) vermişimdir." buyurdu.
   Mûsâ -aleyhisselâm- bu ilmi öğrenmek arzusuyla:
   "- ...O iki denizin birleştiği yere kadar durup dinlenmeksizin gideceğim, (gerekirse) senelerce yürüyeceğim dedi." (el-Kehf, 60)
   Daha sonra kızkardeşinin oğlu Yûşâ bin Nûn ile yola çıktı. Seyahat esnâsında bâzı tecellîler yaşandı. Nihâyet aradıkları şahsı buldular. Kur'ân-ı Kerîm'de bu buluşma şöyle bildiriliyor:
   "Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona nezdimizden bir rahmet vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim (ledünnî ilim) öğretmiştik." (el-Kehf, 65)
Mûsâ -aleyhisselâm-'a vahiyle işâret edilen bu zât, bir kayanın üzerinde yeşil bir hırkaya bürünmüş vaziyetteydi. Hazret-i Mûsâ yaklaşıp selâm verdi ve:
   "- Ben Mûsâ'yım." dedi.
   Hızır -aleyhisselâm- da:
   "- Demek Benî İsrâil peygamberi Mûsâ sensin." dedi.
   Mûsâ -aleyhisselâm-:
   "- Bana Allâh tarafından, insanların en âlimi olarak bildirilen zât sen misin?" diye sordu.
   Hızır -aleyhisselâm- cevâben:
   "- Yâ Mûsâ, Allâh sana bir ilim vermiştir, o bende yoktur; bana bir ilim vermiştir, o da sende yoktur." dedi.
   Mûsâ -aleyhisselâm-, Hızır -aleyhisselâm-'a:
   "- Allâh'ın sana öğrettiği rüşd'ü (hakîkate ulaştıracak ilim ve hikmeti) bana da öğretmen için sana tâbî olabilir miyim?" (el-Kehf, 66) dedi.
   Mûsâ -aleyhisselâm-, Hızır -aleyhisselâm-'dan bu ilmi tahsîl etme arzusunu böylece bildirdi. Görülüyor ki bu ilmin tahsîli için âyet-i kerîmede geçtiği üzere "tâbî olmak" gerekiyor. Zîrâ bu ilim sadırdan sadıra intikâl edecektir. Bunun için de bir maiyyet, yâni maddî-mânevî berâberlik mecbûriyeti vardır.
   Mûsâ -aleyhisselâm- zâhiren anlaşılması mümkün olmayan, kendisine acâip ve garâipten görülen bâzı hakîkatlerin hikmetini Hızır -aleyhisselâm-'dan öğrenmek istiyordu. Hızır -aleyhisselâm- ise Musâ -aleyhisselâm-'a:
   "- Doğrusu sen benimle berâberken sabretmeye aslâ muktedir olamazsın! İç yüzünü bilmediğin bir bilgiye nasıl sabredeceksin?" (el-Kehf, 67-68) dedi.
   Hızır -aleyhisselâm-, aslında daha bu sözüyle, Hazret-i Mûsâ'nın psikolojik durumu hakkında ilk keşfi yapmış, O'na kendini anlatmış oluyordu ki, bu hâl sonunda gerçekleşecekti. Çünkü bu ilim büyük bir sabır istiyordu ve Mûsâ -aleyhisselâm- ise çok hareketli bir hayattan geliyordu. Burada Hazret-i Mûsâ'nın alacağı ders, ilâhî hakîkat ilmi karşısında kendi mevkîini ve acziyetini görmekti.
   Mûsâ -aleyhisselâm- ise ısrarla:
   "- İnşâallâh beni sabırlı bulacaksın. Sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğim." (el-Kehf, 69) dedi.
   Hızır -aleyhisselâm-:
   "- Mâdem bana uyacaksın, ben sana bir şey söylemedikçe, hiçbir konuda bana suâl sorma!" (el-Kehf, 70) dedi.
   Bunun ardından sâhilde berâberce yürüdüler. Nihâyet iki kardeşe âit bir gemiye bindiler. Hızır -aleyhisselâm- kendilerinden ücret bile almayan bu sâlih kimselerin gemisini delmeye başladı. Mûsâ -aleyhisselâm- heyecanla:
   "- Gemi halkını boğmak mı istiyorsun! Niye deldin gemiyi? Bu geminin sahipleri zâten fakir kimseler, buradan ekmek paralarını çıkartıyorlar. Bu gariplerin gemisinden ne istedin? Doğrusu çok şaşılacak bir iş yaptın!" dedi.



<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.