İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



   

MÂRİFETULLAH VE ÂRİFLERDEKİ TECELLİLER

..:: 2 ::.. 

    Su içine aksedip görülenler, hayâlî bir bağ-bahçedir. Asıl bağ ve bahçeler, gönüldedir. Çünkü gönül, nazargâh-ı ilâhîdir. Onların zarîf ve latîf akisleri, su ve çamurdan olan dünya âlemindedir.
   Eğer bu âlemdekiler, gönül âlemindeki o neş'e selvisinin aksi olmasaydı, Cenâb-ı Hak bu hayal âlemine aldanış mekânı demezdi.
   Âl-i İmrân Sûresi'nin 185. âyet-i kerîmesinde:
"... (Bu) dünya hayatı, aldanma metâından başka bir şey değildir." buyurulur.
   Gâfil olanlar ve dünyayı cennet zannederek "Cennet budur!" diyenler, bu derenin görüntüsüne kananlardır.
   Asıl bağ ve bahçelerden, yâni evliyâullâhtan uzakta kalanlar, o hayâle meylederek aldanırlar.
   Birgün bu gaflet uykusu nihâyete erer. Gözler açılır, hakîkat görülür. Fakat son nefesde o manzaranın ne faydası olur?
   Ne mutlu o kimseye ki, ölmeden evvel ölmüş, onun ruhu, bu bağın hakîkatinden koku almıştır...""
   Gerçekten bir kimse, dünyanın nefsanî lezzetlerine itibar etmez, ondan yüz çevirirse, Allâh -celle celâlühû-, o kulun rûhunu saf, kalbini nurlu kılar.
   Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
   "İçine nur giren kalb, açılır ve genişler." buyurduğunda;
   "- Yâ Rasûlallâh, bunun alâmeti nedir?" diye sorulmuş, O da:
   "- Fânî dünyadan uzaklaşmak, ebedî olan âhiret yurduna gönül vermek ve ölmeden evvel ölüme hazırlanmaktır." (Taberî, Tefsir, VIII, 37) şeklinde cevap vermişlerdir.
   Bu şerefli mârifet yolunun sâdık yolcuları olan ehlullâh, yâni Hak dostlarının gönülleri, nîsan yağmuru damlalarından iri inciler peydâ eden sedefler gibidir. Kendilerine muhabbet gösteren nice ham gönülleri, Allâh'ın lutfu ile birer iri inci sedefi yapmaktan uzak kalmazlar. Yeter ki bu tâlipler, bu sedefte saklanacak yağmur damlasını idrâk edebilsin!
   Mesnevî şerhinde buyurulur:
   "Kelâm sâhibi olan Allâh, bulutun kulağına bir sır söyledi, gözünden su tulumu gibi yaşlar boşandı. Gülün kulağına bir sır söyledi; onu renk ve râyiha saltanatıyla güzelleştirdi. Taşa bir sır söyledi; onu mâden içinde akik etti. Yâni latîf sıfatıyla tecellî edip buluttan su akıttı, gülü güzelleştirdi, taşı da kıymetlendirdi.
   İnsan vücûduna da bir sır verdi; o sırrı muhâfaza eden mârifet ehlini sonsuzluğa yüceltti. İlâhî âlemden ilhâm alan bu Hak dostları, cisimden kurtulup Hakk'a yakınlığın sırrına erdi."
   Hiç şüphesiz ki bu sırlar, farklı tecellîler hâlinde mârifete medâr olan muhabbet sırrıdır. Muhabbet sırrı ki, her şeyin kemâli ve güzelliği onun feyizli iklîminde gizlenmiştir.
   Yüksek seviyedeki Allâh dostlarında zâtî muhabbet tecellîleri kesifleşir. Zâtî muhabbet, bir kişinin bir fânîyi gayr-i irâdî sevmesi ve bir aşk bağlantısı kurmasıdır. Bu muhabbet mecâzîdir. Hakîkî zâtî muhabbet ise Rabb'e bu tür bir meclûbiyet ve O'nda fânî olma hâlidir.
   Bu zâtî muhabbet tecellîlerine mazhar olan Hak dostları, ikram gördükçe seven, kahra uğrayınca da sevgisi zayıflayan kişiler değildir. Şu mecâzî hikâye, zâtî muhabbete âit güzel bir misâl teşkîl eder:
   Mevlânâ Câmî -kuddise sirruh- anlatıyor:
   Pîrimiz Mevlânâ Sâdeddîn Kâşgarî'nin sohbet halkasında bir genç vardı. Bu gençte, riyâzat, halvet ve aşk en ileri derecede idi. O da benim gibi, bir fânî güzele tutulmuştu. Böylece gönlünde biriktirdiği kıymeti bir lahzada o tarafa devretmişti.
   Altından ve pırlantadan hediye sadedinde bir şey alıp, o güzelin geçeceği yola bırakmış ve oradan geçenlerden birinin onu almaması için de bir kenara gizlenmişti. Fikrince sevgilisi oradan geçecek ve hediyeyi görüp alacaktı. Fakat kimden ve nasıl geldiğini bilmeyecekti. Ben vaziyeti öğrenince ona dedim ki:
   "- Ne garip bir iş işlemektesin! Türlü zahmetlerle elde ettiğin şeyi onun yolu üzerine bırakıyorsun! Bulsa, görse, alsa bile, kimden ve niçin olduğunu bilmeyecek. Bâri bir şey yap ki senden geldiğini bilsin!"
   Gözyaşları ile sarsılarak cevap verdi:
   "- Sen ne diyorsun? Yaptığım işin tuhaflığını ben bilmiyor muyum sanıyorsun! Bu işi yaparken hiçbir karşılık beklemiyorum. Zîrâ hediyelerimden dolayı onun bana karşı bir minnet altına girmesini istemiyorum!"

 

<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.