İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



   

SIFÂT-I İLÂHİYYE VE TECELLİLERİ

..:: 1 ::.. 

    Cenâb-ı Hakk'ın zâtı birdir; sıfatları ise saymakla bitmez. Yâni O'nun sıfatları belli bir miktarda değil, sonsuzdur. Tamamını yalnız kendi bilir. Bunlardan bir kısmı ise, sâdece peygamberlere, bir kısmı da -doksan dokuz esmâ gibi- diğer insanlara bildirilmiştir. Âlimler de, doksan dokuza dâhil olmayan birçok sıfât-ı ilâhiyyeye vâkıftırlar.
   Bilinen ve bilinmeyen bütün ilâhî sıfatlar ise, öncelikle kâinâtın yegâne yaratıcısının noksan sıfatlardan münezzeh, kemâl sıfatlarla muttasıf bir müteâl, yâni hayâl ötesi mükemmel oluşunu ifâde içindir. Bu bakımdan:
   a. Zâtî
   b. Subûtî olarak iki kategoride tasnif edilen ilâhî sıfatlardan herhangi birinin noksanlığı veya bunlara uygun olmayan bir başkasının ilâvesi mümkün değildir.
   Şöyle ki:
   O'nun varlığının kemâli; diri, devamlı ve mutlak hayât sahibi olması iledir. O'nun hayât sıfatı, zıddı ölüm olan bir hayat değil, bilakis yalnız O'na mahsûs bir hayattır. Bu husus Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle tavsîf edilir:
   "Şânında ölmek olmayan dâimâ hayât sâhibi..." (el-Furkân, 58)
   O'nun ilmi, düşünce ve fikir mahsûlü olmaktan münezzehtir. Şu kâinatta görülen hiçbir akıl ve irâdenin erişemeyeceği derecede ince ve hassas olan nizâm ve âhenk, Cenâb-ı Hakk'ın ne kadar sonsuz bir ilim sahibi olduğunun en sâdık delîlidir. Öyle ki bu kâinatta insanoğlu, küçücük bir buluşa bile sayısız kişi ve asırlarca zamanın birbirine ilâvesinin yardımıyla nice ilim ve kâideler neticesinde ulaşabilmektedir. Meselâ bugün pek yaygınlaşan cep telefonlarıyla irtibat husûsiyeti, insanın yaratılışından ne kadar sonra ve nice tecrübelerin üstüste birikmesi ile ancak gerçekleşebilmiştir. Diğer terakkîler de böyledir. Hâlbuki bu keşf, îcâd ve henüz çözülememiş sonsuz sırlar, Cenâb-ı Hakk'ın, kâinâtın nizâmına bir anda ilm-i ilâhîsi ile yerleştirdiği husûsiyetlerdir.
   Cenâb-ı Hakk'ın ilmiyle mahlûkâtın ilmi arasındaki sonsuz farkı şu misâl ne güzel ifâde eder:
   Hızır -aleyhisselâm-'ın, Mûsâ -aleyhisselâm-'a acâip, garâip ve hikmeti meçhul hâdiseler gösterdiği seyahat esnâsında bir serçe kuşu gelerek bindikleri geminin kenarına kondu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hızır -aleyhisselâm-, bu manzarayı Mûsâ -aleyhisselâm-'a göstererek şu teşbihte bulundu:
   "- Allâh'ın ilmi yanında senin, benim ve bütün mahlukâtın ilmi, şu kuşun denizden gagasıyla aldığı su kadardır." (Buhârî, Tefsîr, 18/4)
   Bu hakîkatler ışığında Hazret-i Mevlânâ, ilim, semî' ve basar sıfatlarının beşere tâlim edilmesindeki hikmeti şöyle ifâde eder:
   "Cenâb-ı Hak, korkasın da fesat çıkarmayasın ve bozgunculuğa kalkışmayasın diye kendisinin alîm, yâni "her şeyi çok iyi bilen" olduğunu bildirdi."
   "Çirkin ve kötü sözlere dudaklarını kapatasın diye kendisinin semî', yâni "her şeyi çok iyi işiten" olduğunu bildirdi."
   "Gizli saklı kötülüklere bulaşmaman için kendisinin basîr, yâni "her şeyi çok iyi gören" olduğunu bildirdi."
   Var olan bütün kelâmlar da Cenâb-ı Hakk'ın kelâm sıfatının birer tecellîsidir. Böylece Allâh Teâlâ, kelâm sıfatındaki sonsuz kudreti tezâhür ettirmekte, ayrıca kendi yüce ism-i şerîfini sayısız lisân ile zikrettirmektedir. O, cansız zannedilenler de dâhil her mahlûka kelâm sıfatından onlara has bir lisân bahşetmiştir. Âyet-i kerîmede buyurulur:
   "Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey O'nu tesbih eder; O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız..." (el-İsrâ, 44)
   Şüphesiz bütün tesbih edişler, isimlerle olduğundan Allâh Teâlâ'yı tanımanın, insan için mümkün olan yegâne vâsıtası, O'nun idrâk sahâmızda olan sıfât-ı ilâhiyye tecellîleridir.
   Bu sıfatlar ise, mânâları düşünüldüğünde "sıfat", vasıflandırdığı zâta delâletleri göz önünde bulundurulduğunda "isim"dir. Yâni Allâh, bu sıfatlarla o derecede muttasıftır ki, bunlar O'nun için isim derecesindedir. Nitekim insanlar arasında da şahıslar, sıfatlarıyla yüksek seviyede bir vasıflanma içindeyse o sıfatlar neticede onlar için bir isim olarak kullanılırlar. Hazret-i Sıddîk, İmâm-ı Âzam, Meyyitzâde vs. gibi.
   Dolayısıyıla sıfât-ı ilâhiyye tecellîlerine "esmâ tecellîleri" de denilir. Bu meyanda O'nun sıfatları, bizzat Cenâb-ı Hak tarafından da:

لِلّهِ الأَسْمَاء الْحُسْنَى

"En güzel isimler Allâh'ındır..." (el-A'râf, 180) âyetiyle birer isim olarak ifâde buyurulmuş ve yüce Mevlâ, kendisini ilâhî isimleri vâsıtasıyla kullarının idrâkine takdîm etmiştir.

 

Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.