ZÂT-I ULÛHİYYET
..:: 4 ::..
Bununla birlikte hadîs-i şerîflerde bildirildiği üzere, müminler cennette Zât-ı İlâhî'yi, bu dünyâda ayın ondördünü gördükleri gibi müşâhede edeceklerdir. Bu gerçek ile yukarıda söylediğimiz hakîkat arasında bir tezat yoktur. Çünkü dünyadaki şartlar ile âhiretteki şartlar aynı değildir. Yâni mü'minlere, cennette Zât-ı İlâhî'yi müşâhedeyi mümkün kılacak farklı bir istîdâd ve kabiliyet ihsân edilecektir. Nitekim Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in bu dünyâ şartları içinde bırakılmayıp Cebrâil tarafından göğsünün yarılarak mânevî ameliyattan geçmesi, bir bakıma üstün vazîfeleri kaldırabilecek bir yapı ve kabiliyeti O'na kazandırmak içindi. Aksi hâlde Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in tâkati, normal bir beşerî yapı ile, ne bu vazîfelere ne de mîrâc gibi yüce bir tecellîye kâfî gelirdi...
Velhâsıl îmândan ihsâna yücelebilenler, işte bütün bu ilâhî sırlar ışığında hakîkat ve mârifete nâil olabilenlerdir. Böyle kullar, kâinâtın göz bebeği ve özü olurlar. Bunlar, gerçek insan-ı kâmildirler. Dâimâ ezel âlemini, yâni Mutlak Varlık'a vuslatı arar ve özlerler. Şu kayıtlar âlemine, bu izâfî varlık âlemine düşmüş olmak, onlar için âdetâ bir gurbettir. Ama onlar, bu âlemde kendi fânî varlığından sıyrılmış, Hak varlığıyla var olduklarını bilmiş ve irâdelerini Hakk'ın irâdesine teslîm etmişlerdir.
Cenâb-ı Hak, cümlemizi en doğru ve yakînî bir îmâna müyesser kılsın. Îmân bâğımızı da rızâsı istikâmetindeki amel-i sâlih goncalarıyla güzelleştirsin. Habîbine komşu eyleyip Zâtının Cemâl-i bâ-kemâliyle müşerref buyursun!..
Âmîn!..
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü