İRŞAD METODLARI
<Muhabbet-Râbıta>
<Sohbet>
<Hizmet>
<Teveccüh> <Duâ>
Hizmet
..:: 2 ::..
Aşçı,
o fakîre yemek verdi; sarığımı da bana iâde etmek
istedi. Bütün ısrarlarına rağmen kabul etmedim. Kendim
de aç olduğum hâlde o fakîr doyuncaya kadar bekledim.
Ubeydullâh Ahrar Hazretleri, Cenâb-ı
Hakk'ın lutfuyla sonradan büyük bir servete sahip
oldu. Öyle ki çiftliklerinde binlerce işçi çalışıyordu.
Fakat o mübârek zât, buna rağmen hizmetten geri kalmadı.
Zenginlik zamanına âit hâlini kendisi şöyle anlatır:
"Semerkant'ta Mevlânâ Kutbuddîn
Medresesi'ndeki dört hastanın hizmetini üzerime almıştım.
Hastalıkları arttığından, yataklarını kirletirlerdi.
Ben onları elimle yıkayıp, çamaşırlarını giydirirdim.
Devamlı hizmet ettiğim için hastalıkları bana da sirâyet
etti ve yatağa düştüm. Fakat o hâlimle bile, testilerle
su getirip hastaların altlarını temizlemeye, elbiselerini
yıkamaya devâm ettim."

Büyüklerin
hayatındaki, Hak yolunda infâk ve hizmet fazîletine
dâir ideal davranışlar, bizler için güzel bir nümûnedir.
Bir müslüman ne kadar zengin olursa olsun, maddî imkânlarının
hakkını ve bedelini ancak mânevî dirâyetini artırdığı
ve kalbî hayatını seviyelendirdiği nisbette verebilir.
Mâneviyatta terakkî ettikçe zühd ve takvâ ölçülerine
riâyet ve zenginliğe rağmen kâmil bir tevâzû sâhibi
olabilmek, Ubeydullâh Ahrar Hazretleri'nin kıssasındaki
kadar ideal bir noktaya varır.
Hizmette ulaşılması güç mertebelerden
biri de Hak dostu Mâruf-i Kerhî Hazretleri'nin şu
kıssasında müşâhede edilmektedir:
Yaşlı ve muzdarip bir hasta, Mâruf-i
Kerhî Hazretleri'ne misafir olmuştu. Adamcağız bîçareydi;
saçı dökülmüş, yüzünün rengi uçmuştu; canı, vücûdunu
bir çengel gibi pârelemekteydi. Mâruf-i Kerhî Hazretleri,
bir yatak serdi ve hastanın istirahatini temin etti.
Hasta, ızdırabının şiddetiyle inim
inim inliyor, feryâd ü figân ediyordu. Gece sabaha
kadar kendisi bir nefes uyumadığı gibi feryadlarıyla
hâne halkından da hiç kimseyi uyutmadı. Üstelik gittikçe
huysuzlaştı ve ev halkına sitemler yağdırıp onları
rahatsız etmeye başladı. Nihâyet onun bu sert tabiatı
ve kötü davranışına tahammül edemeyen evdekiler, birer-ikişer
başka yerlere kaçtılar. Evde, hasta ile Mâruf-i Kerhî'den
başka kimse kalmadı.
Mâruf-i Kerhî, geceleri de uyumuyor;
bu huysuz hastanın ihtiyaçlarını görmek, ona hizmet
edebilmek için çırpınıp duruyordu. Ancak birgün uykusuzluğu
had safhaya ulaşınca gayr-i ihtiyârî uykuya daldı.
Onun uyuduğunu gören gâfil hasta da, kendisine şefkat
ve merhametle kucak açan bu sâlih zâta teşekkür edeceği
yerde sitem ediyor ve kendi kendine:
"- Bu nasıl derviş böyle!..
Zaten bu gibilerin zâhirde adları-sanları var; hakîkatte
ise riyâcıdırlar. Her işleri hevâdır. Bunların dışları
temiz ama, içleri kirlidir. Başkalarına takvâyı emrederler,
kendileri yapmazlar. Bu yüzden şu adam da benim hâlimi
düşünmeden uyuyor. Kendi karnını doyurup uykuya dalmış
kimse, sabaha kadar gözlerini yummayan biçâre hastanın
hâlinden ne bilir!.." diye söyleniyordu.
Mâruf-i Kerhî ise, işittiği bu acı
sözlere karşı da sabır ve kerem gösterdi. Duymazdan
geldi. Lâkin sabrı taşan hanımı daha fazla dayanamadı
ve Mâruf-i Kerhî'ye sessizce şunları söyledi:
"- Şu huysuzun neler söylediğini
duydunuz. Artık onu bu evde barındıramayız. Bize daha
fazla ağırlık vermesine ve size cefâ etmesine müsâade
etmeyelim. Söyleyin buradan gitsin de başka yerde
başının çâresine baksın. İyilik, kıymet bilene yapılır.
Nankörlere iyilik yapmak, kötülüktür. Onları daha
da azdırır. Alçak kimsenin başı altına yastık koyulmaz.
Böyle zâlim kimselerin başları taş üstünde gerektir."
Hanımının bu sözlerini sükûnetle
dinleyen Mâruf-i Kerhî, mütebessim bir şekilde şöyle
buyurdu:
"- Ey hanım! Onun söylediği
sözler seni niye incitir ki?.. Bağırmış ise bana bağırmış;
terbiyesizlik yapmış ise bana yapmıştır. Onun nâhoş
görünen sözleri, bana hep hoş gelir. Görüyorsunuz
ki, o dâimî bir ızdırap içindedir. Baksana; zavallı
bir nefes bile uyuyamıyor!.. Hem bilesin ki asıl hüner,
asıl şefkat ve merhamet, böyle kimselerin cefâsına
katlanabilmektir..."
Bu kıssayı nakleden Şeyh Sâdî de, şu nasîhatlerde
bulunur:
"Hizmetteki fazîlet, kendini
güçlü-kuvvetli ve sıhhatte gördüğün zaman, şükrâne
olmak üzere zayıfların yükünü çekmektir."
"Muhabbetle dolan kalb, affedici
olur. Eğer sen, yalnız kuru bir sûretten ibâret olursan,
öldüğün zaman cismin gibi isminle de ölürsün. Eğer
kerem sâhibi ve ehl-i hizmet olursan, ömrün, cesedinden
sonra da fedâkârlığın ve gönüllere girdiğin kadarıyla
devam eder. Görmez misin ki, Kerh'de birçok türbe
var. Fakat Mâruf-i Kerhî'nin türbesinden daha mâruf
ve ziyâretçisi bol olanı yoktur."
Ehlullâh ne güzel söylemiş:
"Tasavvuf, yâr olup bâr olmamaktır."
Yâni herkesin yükünü çekmek ve buna rağmen kimseye
yük olmamaktır.
<<<
Önceki Sayfa
| Ana
Menü |
Sonraki
Sayfa >>>