İRŞAD METODLARI
<Muhabbet-Râbıta> <Sohbet> <Hizmet> <Teveccüh> <Duâ>
Sohbet
..:: 2 ::..
İbâdet vecdi içinde geçen bütün sohbetler, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sohbetlerinden bir akistir. Zîrâ mânevî istifâdenin merkezi O'dur. Rûhî heyecânlarla dolu sohbetler de, hep o merkezden teselsülen naklolan parıltılardır. Bundan dolayı bir kul, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in nûrundan bir Hak dostu vâsıtasıyla nasîb alsa, bu nûr, aynı merkezden olduğu için, bizzat Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'den alınmış gibidir. Tıpkı bir mumla, başka mumların veya kandillerin yakılması gibi... Kandilleri yakan ve onlar vâsıtasıyla etrâfı aydınlatan alev, aynı alevdir. Kul, bu kandillerin en sonuncusuyla da aydınlansa, o ziyâ, ilk ışıkla parıldadığından dâimâ ilk kaynağı aksettirir.
Sohbet ve zikir meclisleri, ilâhî rahmet ve sekînetin sağanak sağanak yağdığı, dünyâdaki cennet bahçeleridir. Hadîs-i şerîfte buyurulur:
"Bir topluluk Allâh'ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını kuşatır. Allâh'ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve Allâh Tealâ onları, yanında bulunanlar arasında zikreder." (Müslim, Zikir, 39)
Sâdık ve sâlihlerin böyle meclisleri ganîmet bilinmelidir. Çünkü bu meclisler öyle bir mânâ cennetidir ki, içinde ilâhî aşk ile çağlayan gözler ve gönüller gizlidir.
Gönül erleri, sâlihler ve ârifler de, kalblerindeki muhabbet, aşk ve vecdlerini sohbetlerine taşırlar. Kalblerindeki esrârın nûru cemaate akseder. İn'ikas ve insibağ (mânevî boyanma) neticesinde kabiliyet ve istîdâda göre gönüller, feyz ve hakîkatin nûru ile dolar. Tıpkı gül, karanfil ve nâdîde çiçeklerle bezenmiş bir bahçe üzerinden esen sabah melteminin, gittiği yerlere ve gönüllere bahar ferahlığı veren latîf râyihalar götürmesi gibi.
Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede buyuruyor:
وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ
"Sen onlara öğüt ver. Çünkü öğüt, müminlere fayda verir." (ez-Zâriyât, 55)
Bu âyet-i kerîmeyi en kâmil mânâda yaşayan Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
"Din nasihatten ibârettir." (Buhârî, Îmân, 42) buyurmuştur.
Nasihatin iki mânâsı vardır. Biri samimiyet, diğeri hayra davettir.
Abdullâh bin Revâha -radıyallâhu anh-, ashâb-ı kirâmdan biriyle karşılaştığı zaman:
"Gel (kardeşim!) Allâh için bir müddet oturup Rabbimize imânımızı tâzeleyelim (O'nu zikredelim)." derdi.
Bunun ne demek olduğunu anlamayan bir sahâbî, gidip durumu Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e anlattı. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ona:
"Allâh, Abdullâh bin Revâha'ya rahmet etsin. O, meleklerin medhettiği zikir meclislerini çok sever." diye karşılık verdi.
Sohbetin ehemmiyeti bakımından şu hadîs-i şerîf de pek mühimdir:
Bir kadın Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e geldi ve:
"- Ey Allâh'ın Rasûlü! Senin sözlerinden hep erkekler yararlanıyor. Bizlere de bir gün ayırsanız da, o gün toplanıp Allâh'ın sana öğrettiklerinden bize de öğretsen!" dedi.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
"- Peki şu gün şurada toplanınız!" buyurdu.
Kadınlar toplandılar. Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de gidip Allâh'ın kendisine öğrettiklerinden onlara öğretti. (Buhârî, İlim, 36)
Bu sohbetlerin bereketi ile bütün ümmete nümûne anneler hâline gelen sahabî hanımlar, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'i görmekte geciken ve uzun zaman görüşmeyen evladlarını îkâz ederlerdi. Nitekim Huzeyfe -radıyallâhu anh- birkaç gün Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'i görmediği için annesi onu azarlamıştır. Kendisi bunu şöyle anlatmaktadır:
Annem bana sordu:
"- Peygamber Efendimiz'le en son ne zaman görüştün?"
Ben de:
"- Birkaç günden beri onunla görüşemedim." dedim.
Bana çok kızdı ve fenâ bir şekilde azarladı. Ben de:
"- Dur kızma! Hemen Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in yanına gideyim, onunla beraber akşam namazını kılayım, sonra da hem bana hem de sana istiğfâr etmesini ondan taleb edeyim." dedim. (Tirmizî, Menâkıb, 30; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 391-2)
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>