İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



  

İRŞAD METODLARI

<Muhabbet-Râbıta>   <Sohbet>   <Hizmet>   <Teveccüh>  <Duâ>

Sohbet   

..:: 1 ::.. 

     Sohbet ve zikir meclisleri, ilâhî rahmet ve sekînetin sağanak sağanak yağdığı, dünyâdaki cennet bahçeleridir.
   Mürşid-i kâmillerin, sâlikin rûh ve kalbine tesir maksadıyla kullandıkları en mühim vâsıtalardan biri, "söz" yâni sohbettir. Nefsini tezkiye, kalbini tasfiye etmiş bir kimsenin sözlerinde, yaşadığı hâlin duyguları yüklüdür. Bu duygularla ve ihlâsla söylenen sözler, muhâtabın kulağından kalbine yol bularak, hayırlı tesirler hâsıl eder.
   Sohbeti tesirli kılan en temel faktör ise, "ihlâs"tır. Tam bir ihlâs sâhibi olarak, kelimelere yükletilmiş birtakım mânâ ve duyguları muhâtaba intikâl ettirmeye çalışan mürşid-i kâmilin bu faâliyeti, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sünnetine ittibâdan ibârettir. Bu müessiriyeti husûle getiren "ihlâs" keyfiyeti, bildiğiyle amel etmek ve muhâtaba telkîn ettiği şeyi gerçekten ve yürekten istemekten ibârettir.
   Sözün müessiriyetinin diğer bir sebebi de "veciz" olmasıdır. Sözü veciz bir şekilde ifâde etmek ise, lisâna mutlak hâkimiyet ile maksada en uygun kelimeleri seçebilmekle mümkündür. Bu kudretin zirvesi ise, Kur'ân-ı Kerîm'dir.
   Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in Mekke devrini idrâk ettiği zamanda meşhûr Arap şâiri İmru'l-Kays'ın kızı sağ idi. Kendisine Zilzâl Sûresi'ni okudular. Belâğat, fesâhat ve îcâzın ne demek olduğunu bilen bu kadın, hayretten donakalmış ve:
   "- Böyle bir söz, kul sözü olamaz. Hiçbir beşer bu seviyede bir söz söylemeye muktedir değildir. Yeryüzünde böyle bir kelâm varken, artık babamın şiirinin Kâbe'de asılı durması uygun değildir. Lütfen gidip onu indiriniz ve bunu oraya asınız!" demiştir.
   Bu sebepledir ki hadîs-i şerîfte:

" اِنَّ مِنَ الْبَيَانِ سِحْرًا"

"Muhakkak ki bir kısım sözler, sihir (gibi bir tesir gücüne sâhip)tir." (Buhârî, Nikâh, 47) buyurulmuştur. Yâni söz, kalbde büyüleyici bir tesir husûle getirir.
   Bu bakımdan sözle irşâdın, yâni sohbetin ehemmiyeti pek büyüktür. Bilhassa Hazret-i Peygamber'in sohbetindeki bereketin ne demek olduğunu lâyıkıyla anlayabilmek için, o sohbetlerin vâkî olduğu asra, insanlık târihinde "saâdet asrı" denilmesinin sebep ve hikmetlerini düşünmek kâfîdir. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in bir müekked sünneti olan sohbetler, hemen bütün tarîkatlerde ve bilhassa Nakşîlikte, kalbden kalbe feyz nakli için husûsî bir mevkîyi hâizdir.
   Sözün, müsbet veyâ menfî tesir kudretini ifâde husûsunda Yûnus Emre'nin şu mısraları ne kadar vecizdir:
      Söz ola kese savaşı
      Söz ola kestire başı
      Söz ola ağulu aşı
      Bal ile yağ ede bir söz
   Ashâb-ı kirâmın, mâzileri itibâriyle çorak topraklara benzeyen gönül âlemleri, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sohbet meclislerindeki mânevî iklimin rahmet ve bereket sağanaklarıyla yoğruldu. Bu sâyede, vaktiyle üzeri toprakla örtülmüş bulunan eşsiz fazîlet ve mânâ tohumları, neşv ü nemâ buldu. Sadırdan sadıra in'ikâs eden muhabbet ve rûhâniyet alışverişiyle, yıldız şahsiyetler inkişâf etti. Câhiliyye devrinin merhametsiz, vicdansız, kız çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar katı kalbli, hak ve hukuk tanımaz insanı eridi, kayboldu. Aynı silüet içinde, fakat bu defa gözü-gönlü yaş dolu, diğergâm, ince, rakîk, hassas bir insan hüviyeti teşekkül etti.
   Bu meyanda "sahâbî" ve "sohbet" kelimelerinin aynı kökten neş'et etmiş olmaları da câlib-i dikkattir. Ashâb-ı kirâm, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e duydukları muhabbet, hürmet ve edeb hissiyâtı içinde, mânevî sohbet ve terbiyeden murâd edilen istifâdenin en müşahhas ve mükemmel bir nümûnesi oldular. Ancak, âdetâ nâil oldukları bu istifâdenin şartını beyan sadedinde, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sohbetinde büründükleri huzur ve edeb hâlini:
   "- Sanki başımızın üzerinde bir kuş var da kıpırdasak uçuverecek zannederdik."1 şeklinde ifâde ederlerdi.
   O insanlar, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in şahsiyetini ve yüce ahlâkını, gittikleri her yere taşıdılar. Kıyâmete kadar menkıbeleri devâm edecek eşşiz fazîlet numûneleri sergilediler. Onlar hakkında âyet-i kerîmede Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
   "(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tâbî olanlar var ya, işte Allâh onlardan râzı olmuş, onlar da Allâh'tan razı olmuşlardır. Allâh onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu, büyük kurtuluştur." (et-Tevbe, 100)

     ______________
    1.Bkz. Ebû Dâvud, Sünnet, 23-24.



Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.