İRŞAD METODLARI
<Muhabbet-Râbıta> <Sohbet> <Hizmet> <Teveccüh> <Duâ>
Muhabbet ve Rabıta
..:: 3 ::..
Râbıta ve murâkabelerde başvurulan diğer bir usûl de, silsile-i şerîfe1 okunmasıdır. Bu, sâlihlerin yâd edilmesiyle kalblere inmesi umulan rahmetten ve yâd edilen o zevâtın güzel hâllerinin in'ikâsından bir hisse alabilmek içindir. Nitekim büyük âlimlerden Süfyân bin Uyeyne:
"Sâlihlerin zikredildiği meclislere rahmet iner." (Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, II. 70) buyurmuştur.
Esâsen Allâh dostlarının menkıbelerini ihtivâ eden çeşitli kitapların telifi de, onlara muhabbetle yaklaşan kimselerde hep böyle bir ilhâmı gerçekleştirmek içindir.
İşte râbıtanın gâyesi de, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e ulaşan Allâh dostları silsilesiyle gönüllerin feyizyâb olmasıdır. Muttasılan bir elektrik kablosuna tutunan râşedâr (titreyen) insanlar gibi en sondaki de aynı akımdan istîdadına göre bir hisse alır.
Mürşide huzûrundayken gösterilen edeb ve muhabbeti, gıyâbında da gösterip, onun ahlâkıyla ahlâklanmaya medâr olacak derecede râbıtanın seviye bulmasına fenâ fi'ş-şeyh tâbir olunmuştur.
Fenâ fi'ş-şeyh makâmının daha da ötesinde fenâ fi'r-rasûl makâmı vardır. Nitekim İslâm semâsının yıldızları mevkiindeki ashâb-ı kirâmın bâzıları, İslâm'la şereflenmezden evvel fıtrata ters bir hayat yaşıyorlardı. Fakat hidâyet bulduktan sonra Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in duygularının kendilerine yansımasıyla, dünyânın en fazîletli insanları hâline geldiler. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'den silsile hâlinde mürşid-i kâmilin gönlüne aktarılan feyz de, sâliklere râbıta ve sohbet ile intikâl eder. Bu sâyede Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in örnek şahsiyeti, mürîde istîdâdı nisbetinde akseder.
Bu mertebede, hayâtın her ânında Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in huzûrundaymış gibi hareket edilerek O'nun ahlâkıyla bütünleşilir. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e olan râbıtayı, yâni bağlılığı kuvvetlendirmek için de salât ü selâmlarla ve sünnet-i seniyyeye ittibâ ile gönülde sağlam bir sevgi ve beraberlik hattı oluşturmak gerekir.
Mâlum olduğu üzere fenâ fi'r-rasûl hâli, en güzel bir şekilde Ebû Bekir Sıddîk -radıyallâhu anh-'da gerçekleşmiştir. Ondaki bu hâl karşısında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:
"Ebû Bekir benden, ben de Ebû Bekir'denim. Ebû Bekir, dünya ve âhirette kardeşimdir." (Deylemî, Müsned, I, 437) buyurmuşlardır.
Bu hadîs-i şerîf, karşılıklı kalbî yakınlığı, ne güzel ifâde etmektedir.
Bu kalbî berâberliğin daha üst merhalesi de fenâ fillâh makâmıdır. Kur'ân-ı Kerîm'deki:
وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ
"Nerede olursanız olun, O sizinle berâberdir..." (el-Hadid, 4)
"Biz insana şah damarından daha yakınız!" (Kâf, 16) âyetlerinin sırrına lâyıkıyla nâil olmak da, fenâ fillâh makâmına mazhariyetle mümkündür.
Cenâb-ı Hak'ta fânî olmuş bir mürşid-i kâmilin kalbi, esmâ-yı ilâhiyyenin tecellîlerine mazhariyetle feyizlenmiştir. Bu itibarla mürşidin kalbi, âdetâ ışık huzmelerini bir noktaya teksîf etmiş olan mercek gibidir. Bu tecellîlerin bereketiyle bütün menfîlikleri yakıp kül eder. Mürîd, râbıta ile bu bereketten istifâdeye çalışır. Kalbden nefsânî bencil duygular gider, onun yerine örnek şahsın hâlleri intikâl eder. Kalbi işgâl eden dünyevî her şey, kalbin dışına çıkarılarak lâyık olduğu mevkide tutulur.
Mürîdle mürşid arasındaki bu hâl geçişi, mürîd için aynîleşme istikâmetinde bir gelişmeye mazhariyet demektir.
Hadîs-i şerîfte:
"Kişi sevdiği ile berâberdir..." (Buhârî, Edeb, 96) buyurulmaktadır.
Nitekim bu hususta, Kur'ân-ı Kerîm'de geçen Ashâb-ı Kehf kıssası 2, çok câlib-i dikkattir. Ashâb-ı Kehf'in köpeği Kıtmîr, sâlih ve sâdıklara bekçilik yaptığı için kendisine sadâkat in'ikâs etmiştir. O da sâdıklardan olarak cennete girecektir.3 İşte Kıtmîr, samîmî bir şekilde sâdıklara bekçilik etmesiyle bu dereceye çıkarsa, hakîkî bir müminin de, Allâh dostlarına ve sâlihlere muhabbetle bağlanmak sûretiyle ne büyük ölçüde terfî edeceği âşikârdır.
Burada, tasavvufta ehemmiyetli olan râbıtayla ilgili bir başka bahse de değinmek istiyoruz.
____________________
1.Silsile-i Şerîfe: Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e kadar uzanan mürşidler zincirine verilen addır.
2.Kehf Sûresi, 9-26. âyetler.
3.Bilgi için bkz. İ. Hakkı Bursevî, Rûhu'l-Beyân, V, 226
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>