İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



  

MUSAFFÂ BİR KALB İLE ÂLEME BAKIŞ

  ..:: 1 ::.. 

   Kalb, tasfiye edile edile, beşerî ve tasavvufî temrinlere munzam (ilâve) olan Allâh'ın lutf u keremiyle, yolun nihâyetinde öyle bir hâle gelir ki, sâhibini sûreten insan bırakmakla berâber, sîreten âdetâ melekiyet derecesine yükseltir. Bu durumda olanlardan bâzıları, fezâdaki sonsuz yıldızlardan herhangi biri gibi, kendi âlemlerinde ve dışa karşı tam bir meçhûliyet içinde yaşarlar. Böyleleri bilinemez.
   Bunlardan diğer bâzıları ise uhdelerine verilmiş olan ictimâî vazîfeler dolayısıyla -belli ölçüde- bilinirler ve kendi zamanlarından geleceğe doğru bir hidâyet meş'alesi olarak, beşerî hayatta memuriyetlerini devâm ettirmek üzere bekâ sırrından nasip alırlar. Hâdiselerin arkasında bulunan sebepler zincirindeki nihâî sebebi, yâni murâd-ı ilâhîyi kavrarlar. Bundan dolayı hikmete vukûfiyetin huzur ve sükûnu içinde yaşarlar. Telâş ve endîşe gibi birçok beşerî zaaftan masûndurlar (korunmuşlardır).
   Onlar için artık "abes" yoktur. "Yaratılanı hoş gör Yaratan'dan ötürü." ölçüsüyle başlayan mânevî terakkîde, hikmete îtibâr ile âlemin kâffesini ibret, muhabbet ve hayret hisleriyle dolu olarak seyre başlarlar.
   Kudret-i ilâhiyyenin tecellîleri olarak; doğan güneşe, ışık huzmelerinin gurûbda resmettiği rengârenk tablolara, hayrete gark olmuş bir sûrette bakarlar. Onlar, bir yılana bile bu gözle nazar ettiklerinden, başkalarının duyduğu ürküntü yerine, bu hayvanın derisindeki hârelere, ayakları bulunmamasına rağmen hareketlerindeki sür'at ve cevvâliyete meftûn olurlar.
   Bu Hak dostları, mahlûkâta muhabbet ve hikmet nazarıyla baktıklarından, vahşî hayvanların tasallutundan bile sâlimdirler. Çünkü muhabbet, muhâtabını itaatkâr kılma husûsunda, zamânımızda keşfedilmiş radyasyon gibi bir tesir icrâ eder.
   Diğer insanlardaki kâinât hârikalarını alelâde görme hâli, onlarda bulunmaz. Gerçekten sıradan bir insan, bir ressamın tabiatı taklîd ederek vücûda getirdiği tabloları takdîrle temâşâ ederken, kâinât ve onun Hâlık'ı karşısında aynı takdîr hissini duyamaz. Bütün hârikaları "ef'âl-i âdiye" (sıradan işler) olarak telâkkî eder. Musaffâ kalb sâhibi olan Hak dostları ise, ressamın sırf nâmını devâm ettirmek için vücûda getirdiği bu tablolar yerine, asıl sanatkâr ve O'nun eserleri karşısında hayret ve heyecân duyan bir kalb ile yaşarlar. Kudret-i ilâhiyyenin tabiatta vücûda getirdiği sonsuz hârikalardaki ilâhî sanatın zevkine ererler. Sermâyesi aynı toprak olan bitkilerin rengârenk yaprak ve çiçeklerine, bunlardaki menevişlere, ağaçların renk, koku, lezzet ve şekilde sonsuz farklılık arz eden meyvelerine, ancak bir iki haftalık ömrü olduğu hâlde, kelebeğin kanatlarındaki hârika desenlere, insanın yaratılışındaki hârikulâdeliğe nazar ederler ve gözün görmesi, beynin idrâk etmesi gibi sonsuz ilâhî hârikalar ve bunların "lisân-ı hâl" denilen sırlı beyânlarına dikkat eder, kulak kabartırlar.
   Böyleleri için bütün bir kâinât, artık okunmaya müheyyâ (hazır) bir kitap gibidir. Bunlar, satırdaki ilimleri aşmışlar, sadırdaki ilme ulaşmışlardır. Tıpkı bir zamanlar Selçuklu Medresesi'nde kitaplarına gömülmüş kendi hâlinde bir müderris iken, gönlü aşkla dolu Şems adlı meczûb bir dervişin irşâd nazarlarıyla kıvılcım alıp, aşk ateşiyle yanmaya başlayan Mevlânâ gibi. O Mevlânâ ki, bu sûretle aşk iklîmine yeniden doğduktan sonra, zâhirî ilme âit kitaplar gözünden düşmüş, artık kâinâtın esrar ve nakışlarını okumaya başlamıştır. Ancak bundan sonradır ki, insan, kâinât ve Kur'ân' daki sır ve hikmetleri fâş eden bir feryadnâme olan Mesnevî adlı şâheser vücûd bulabilmiştir.
   İşte bu gibi hâllerle mütehallî olabilmek, ancak müminin kalbindeki aşk, istîdâd ve iktidârını inkişâf ettirdiği nisbette mümkündür.



Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.