İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



KALBİN TASFİYESİ

<Helal Gıda >   <İstiğfar ve Duâ>   <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>   

<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek>  <Geceleri İhyâ Etmek>  <Zikrullah ve Murâkabe>  <Tefekkür-i Mevt>

  <Rasûlullâh'a Muhabbet>   <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak>   <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>

  Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak  

..:: 1 ::.. 

   "Ey îmân edenler! Allâh'tan ittikâ edin ve sâdıklarla berâber olun!" (et-Tevbe, 119)

   Kalbin mâsivâdan muhâfaza edilmesi ve dâimâ hayır telkînlerine muhâtab kılınması için, rûhâniyetlerinden feyz alınabilecek gönül ehli sâlih ve sâdıklarla ünsiyet zarûrîdir. Çünkü her uzuvda bir irâde bulunmasına rağmen, yalnız kalbde irâde yoktur ve kalb, çevresinden gelen tesirlerin kendisine telkîn ettiği istikâmete tâbî olmak temâyülündedir.
   Kalb, içinde bulunduğu vasatın rengine, şekline ve âhengine bürünür. Ancak, bu hâl kalbde belli tesirlerin kök salıp yerleşmesindeki başlangıç hâlidir. Sonradan vâkî olan müsbet veya menfî tesirler, evvelkilere benzerlik veya zıdlık sebebiyle müsbet de olabilirler, menfî de. Lâkin kalb, başlangıçta iyi tesirlere tâbî kılınıp belli bir kıvâma getirilmedikçe, büyük bir tehlikeye mâruzdur. Zîrâ haricî tesirlere muhâtap olan kalb, muhabbeti ölçüsünde onların etkisi altında kalırken; nefreti nispetinde de onları reddedici bir rol oynar. İşte bu sebepledir ki, insanın mânen yükselip alçalmasında, muhabbet ve husûmetin yerinde kullanılması pek mühim bir müessirdir. Gerçekten muhabbeti lâyıkına, husûmeti de müstehakkına tevcîh edebilmek, sâhibini âbâd eder. Bunun aksine, muhabbeti lâyık olmayana, husûmeti ise gayr-ı müstehakkına tevcih ise, sahibini, bu tevcîhlerdeki isâbet ve şiddeti nisbetinde bedbaht kılar.
   Bu hakîkat göz önünde tutulduğunda, mânevî terakkî için Allâh'ın sâlih kullarıyla berâber olup, onların tesir dâiresi içinde yaşamanın lüzûm ve ehemmiyeti, bâriz bir şekilde ortaya çıkar. Ancak, bu takdîrde de istifâde, muhâtaba duyulan muhabbet nisbetinde gerçekleşir. Yoksa rûhî derinliğe bîgâne olarak kuru kuruya bir berâberlik, az çok bir fayda sağlasa da, matlûb olan netîceyi hâsıl etmez. Bu hususta Bâyezîd-i Bistâmî -kuddise sirruh-'tan nakledilen şu kıssa pek ibretlidir:
   Müridlerinden biri Bâyezîd'e:
   "Efendim, kürkünüzden bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşısam!.." der.
   Bâyezîd ise cevâben:
   "- Oğlum, sen istikâmet üzere olmadıktan sonra Bâyezîd'in kürküne değil, derisini yüzüp içine girsen bile fayda vermez!.." buyurur.
   Bütün kâinâtta bir aynîleşme temâyülü mevcûddur. Bu, varlığın aslının tek olmasından doğan bir keyfiyettir. Üstelik bu umûmî aynîleşme temâyülü, hem fizikî keyfiyetler hem de rûhî hâller için geçerlidir. Meselâ; bir odanın her hangi bir köşesinde keskin bir kokunun şişesi devrilse, bundan etrâfa yayılan râyiha, odayı dolduran havanın bütün zerrelerinde eşit hâle gelinceye kadar, o râyihayı fazlaca emmiş olan hava zerrelerinden diğer zerrelere doğru bir sirâyet (geçiş) cereyân eder. Sıcak - soğuk gibi bütün zıt tecellîler için de aynen geçerli olan bu keyfiyet, bir fizik kânunudur. Ancak bu kânunun, beşerî hayâtta tezâhür edebilmesi için, aynîleşmeyi sağlayacak bir vâsıtaya ihtiyâç vardır ki, o da muhabbettir.
   Halk lisânında bu nükteyi ifâde maksadıyla "Kalbden kalbe yol vardır." şeklinde bir söz meşhûr olmuştur.
   Ekseriyetle güçlü ve enerjik şahsiyetler, zayıflara ilhâm kaynağı olagelmiştir. Esâsen insan tabiatında mevcûd temâyüllerden biri de, taklîd hissidir. Bir çocuk başlangıçta bütün fiil ve hareketlerini bu his ile tanzîm eder. Lâkin bu temâyül, hayat boyu az veya çok dâimâ mevcûd olur. Bu bakımdan sâlih ve sâdıkların ibâdetlerindeki huşû, ahlâklarındaki yüksek seviye, şefkat, merhamet, rûhî incelik ve derinlikleri etrâfındakilerde bu hâli taklîd ve tâkib hissi uyandırır. Nitekim mâzîsi câhiliye insanı olan sahâbîler de, eşsiz bir nümûne şahsiyet olan Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e karşı duydukları bu his ile zirveleşmişlerdir.
   Bizler, zâhirî âlemdeki müşâhedelerimizden biliriz ki, herhangi bir dersin hocası talebelerine kendisini sevdirirse, o ders talebeye kolay gelir ve huzûr verir. Çünkü muhabbet, zahmetleri rahmete inkılâb ettiren sihirli bir rol oynar. Sevilen bir meşgale ne kadar ağır olsa da kolaylıkla deruhte edilirken; sevilmeyen bir işin külfeti, gerçekte olduğundan kat be kat daha ağır gelir. Rûhta muhabbet vâkî olunca, yirmi rekatlık teravih namazı hafif gelirken, muhabbetsiz kılınan dört rekatlık sabah namazı ağır gelir. Bunun gibi davranışlardaki ağırlık ve tembellik de muhabbetsizliğin bir netîcesidir. İşte bu misâller tahlîl edildiğinde görülür ki, sâlih ve sâdıklarla berâberlikte muhabbet hisleriyle dolu olmak, mâneviyât yollarındaki nice güç yokuşları bertaraf eden rûhânî ve âdetâ sihirli bir tesiri hâizdir.



Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.