İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



KALBİN TASFİYESİ

<Helal Gıda >   <İstiğfar ve Duâ>   <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>   

<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek>  <Geceleri İhyâ Etmek>  <Zikrullah ve Murâkabe>  <Tefekkür-i Mevt>

  <Rasûlullâh'a Muhabbet>   <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak>   <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>

  Tefekkür-i Mevt  

..:: 2 ::.. 

   Ne tuhaftır ki insan, birkaç gün misafir olarak bulunduğu bu dünyada kendini aldatır. Hergün cenâze sahnelerini seyrettiği hâlde, ölümü kendine uzak görür. Kendisini, kaybedilmesi her an muhtemel olan fânî emânetlerin dâimî sâhibi sanır. Hâlbuki insan, rûhuna cesed giydirilerek bir kapıdan dünyaya dâhil edildiğinde, artık bir ölüm yolcusu demektir. O yolun bir hazırlık mekânına girmiş olduğu hâlde bu hakîkatten ekseriyâ gâfil yaşar. Bir gün gelir, ruh cesedden soyundurulur. Âhiret kapısı olan kabirde, diğer bir büyük yolculuğa uğurlanır.
   Zaman şeridinden düşen her ânın, bizi hakîkat sabahına yaklaştırmasını, âyet-i kerîme ne güzel ifâde eder:
   "Kime uzun bir ömür verirsek, biz onun yaratılışını (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviririz. Hiç (bu manzarayı) düşünmüyorlar mı? (Bu ibretli yolculuğu idrâk etmiyorlar mı?)" (Yâsîn, 68)
   Âyet-i kerîmede, insana en güzel şekilde nasîhat edilmektedir. Dünyanın fârik vasfı, vefâsızlıktır. Verdiğini geriye çabuk alır. Birgün yükseltir, ertesi gün kuyunun dibine indirir. Gölge gibidir. Onu yakalamak istersen dâimâ kaçar. Sen kaçarsan da peşini bırakmaz. Arkasında koşulan şeylere bugün-yarın nâil olayım derken, bir de bakarsın ki ömür bitivermiş. Dünyaya gönül verilirse o, huysuz bir acûze olur. Zaman zaman insanı yere çarpar. Vesvese ve dırdırının ardı arkası kesilmez. Tavır ve hareketleri vefâsızdır. Kendisine bağlananları çok çabuk fedâ eder.
   Düşünmelidir ki, ne dünyâda ölümden kaçacak bir zaman ve mekân, ne kabirde tekrar geriye dönecek bir imkân, ne de kıyâmetin şiddetinden sığınacak bir barınak vardır...
   Bir sahâbî Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e:
   "Hangi mümin daha akıllıdır yâ Rasûlallâh?" diye sordu.
   Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurdular:
   "Ölümü sıkça hatırlayıp, ölümden sonrası için en iyi hazırlık yapan kimsedir. İşte gerçek akıllı insanlar onlardır..." (İbn-i Mâce, Zühd, 31)
   Yine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
   "Ölümü ve öldükten sonra ceset ve kemiklerin çürümesini hatırlayın. Âhiret hayatını isteyen, dünya hayatının süsünü terk eder." (Tirmizî, Kıyâmet, 24)
   Fudayl bin Iyaz der ki:
   "İnsanlara nasîhat için ölüm kâfîdir."
   Ashâb-ı kirâmdan biri vefât etmişti. Arkadaşları, ondan övgüyle bahsettiler ve ibâdetinin çok olduğunu söylediler.
   Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sessizce onları dinliyordu. Onlar sözlerini bitirince, Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
   "- Bahsettiğiniz kimse, ölümü çokça anar mıydı?" diye sordu.
Onlar da "hayır" dediler.
   "- Peki, nefsinin lüzumsuz ve aşırı isteklerinden çoğu zaman vazgeçebiliyor muydu?"
   Ashâb-ı kirâm:
   "- Hayır, yâ Rasûlallâh!" diye karşılık verdiler.
   Bunun üzerine Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
   "- Arkadaşınız, bahsettiğiniz kadar değilmiş." buyurdu. (Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, X, 308-9)
   Abdullâh bin Ömer -radıyallâhu anh- anlatır:
   "Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- beni tuttu ve:
   "Dünyada tıpkı bir garip hatta bir yolcu gibi davran! Kendini ölülerden ve kabir ehlinden say." buyurdu."
   Tâbiînin büyüklerinden Mücâhid bin Cebr -rahmetullâhi aleyh- diyor ki:
   Abdullâh bin Ömer -radıyallâhu anh- bu hadîsi naklettikten sonra bana şu nasihatte bulundu:



<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.