
KALBİN TASFİYESİ
<Helal Gıda > <İstiğfar ve Duâ> <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>
<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek> <Geceleri İhyâ Etmek> <Zikrullah ve Murâkabe> <Tefekkür-i Mevt>
<Rasûlullâh'a Muhabbet> <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak> <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>
Tefekkür-i Mevt
..:: 1 ::..
Ne dünyâda ölümden kaçacak bir zaman ve mekân, ne kabirde tekrar geriye dönecek bir imkân, ne de kıyâmetin şiddetinden sığınacak bir barınak vardır...
İnsan, hayatın akışı içinde yaşama sevinci ile ölümden ürperiş gibi iki müthiş zıdlığın içinde çalkalanır durur. Dâimî bir akış hâlinde olan hayât ve ölümün hakîkî manâları idrâk edilmeden, yaratılış sır ve hikmeti ile insanın gerçek mâhiyeti de kavranamaz.
İstisnâsız her hayat seyyâhının başına gelecek olan ölüm, idrâk sahibi olan bütün varlıkların çözmeye mecbûr bulunduğu bir muammâdır.
Mülk Sûresi'nin 2. âyetinde:
الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلاً
"O ki, hanginizin (ihsan duygusu içinde) daha güzel amel işleyeceğini denemek için ölüm ve hayâtı yaratmıştır." buyurulur.
Enbiyâ Sûresi'nin 35. âyetinde de:
"Her canlı ölümü tadar. Bir imtihân olarak sizi hayırla da şerle de deniyoruz. Ve siz ancak bize döndürüleceksiniz..." buyurulmaktadır.
Dünyâ, ilâhî bir îmân dershânesi, ölüm ise, zarûrî bir intikâl kanunudur. Hazret-i Mevlânâ:
"Dirilmek için ölünüz!" buyurur.
Kalbin dirilişi, ancak nefsâniyetten vazgeçebilmekle mümkündür. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
"Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!" (Tirmizî, Kıyâmet, 26) buyurur.
Tefekkür-i mevt, ölüm gelmeden önce ölümü hatırlamaktır. Böylece nefsâniyetten uzaklaşarak, irâdî bir şekilde Rabbin huzûruna hazırlanmaktır. Bu, îmâna dayanan bir tefekkür ve şuurdur.
İnsanın, bitmek-tükenmek bilmeyen dünyevî emelleri, fânî ümid ve tesellîleri, kabir toprağına düşen ne müthiş bir yaprak dökümüdür.
Kabristanlar, fânî hayatlarını tüketen ana-baba, çoluk-çocuk, sevgili, hısım, akraba, dost ve arkadaş adresleri ile doludur. Dünyâ hayâtı ister sarayda isterse samanlıkta yaşansın, bütün yolların ve kıvrımların mecbûrî çıkış noktası kabirdir. Ondan kaçıp kurtulacak ne bir zaman, ne de bir mekân vardır.
Âyet-i kerîmede buyurulur:
"De ki, doğrusu kendisinden kaçmakta olduğunuz ölüm, sizi mutlaka yakalayacaktır. Sonra gizliyi de âşikârı da bilen (Allâh'a) döndürüleceksiniz. O size neler yaptığınızı tek tek haber verecektir." (el-Cum'a, 8)
Ölüm sessizliğine bürünmüş her mezar taşı, lisân-ı hâl ile konuşan ateşli bir nasihatçidir. Kabristanların şehir içlerinde, yol kenarlarında ve câmî avlularında tesis edilmiş olması, bir nevî fiilî tefekkür-i mevt yâni ölümü düşünüp dünyâyı ona göre tanzim etmek içindir. Ölümün ürkütücü ağırlığını kelimelerin zayıf omuzları taşıyamaz! Ölüm karşısında bütün iktidârlar sona erer ve erir.
Dünyâ, aldatıcı bir serap, âhiret ise ölümsüz bir hayattır. Umûmiyetle insan, hayatın binbir cilve ve tezâhürleri içinde aynadaki yalanların esîridir. Her an bu yalanlar ile vefâsızlığını devam ettiren şu dünyâ, bir aldanış mekânı değil de nedir?
İnsan ibret almaz mı ki, her fânî varlığın tâzelik ve zindeliği zaman değirmeninde dâimî bir sûrette öğütülmektedir! Âhiret gerçeğinden habersiz yaşanan bir hayat ile nefsânî arzuları tahrik eden dünyevî iltifatlara ve fânî oyuncaklara dalıp gitmek, büyük ve sonsuz istikbal karşısında ne korkunç bir aldanıştır!.. Gâfilâne bir hayat; çocuklukta oyun, gençlikte şehvet, erginlikte gaflet, ihtiyarlıkta elden gidenlere hasret ve binbir türlü çırpınış ve nedâmetten ibârettir.
Ölüm, kişinin husûsî kıyâmetidir. Kıyâmetimizden evvel uyanalım ki, nedâmete uğrayanlardan olmayalım. Zîrâ her fânînin meçhûl bir zaman ve mekânda Azrâil'le karşılaşacağı muhakkaktır. Ölümden kaçılacak hiçbir mekân yoktur. O hâlde insan, vakit kaybetmeden "Allâh'a koşun..." (ez-Zâriyât, 50) hitâbından nasîb alarak, rahmet-i ilâhiyyeyi yegâne sığınak ve barınak kabul etmelidir.
Ölümün en net tefekkürü, ölenlerin mor dudaklarında düğümlenen çözülmez sükûtun sırrında gizlidir.
Ölümün öğüt vermekteki belâgati karşısında dünyâdan gelen cevaplar, ancak gözyaşları ve kuru hıçkırıklardır.
Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>