İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



KALBİN TASFİYESİ

<Helal Gıda >   <İstiğfar ve Duâ>   <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>   

<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek>  <Geceleri İhyâ Etmek>  <Zikrullah ve Murâkabe>  <Tefekkür-i Mevt>

  <Rasûlullâh'a Muhabbet>   <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak>   <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>

  Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e Muhabbet ve Salavât-ı Şerîfe  

..:: 1 ::.. 

   "Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygambere çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O'na salavât getirin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin." (el-Ahzâb, 56)
   Bir yaradılış hârikası olan Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i, beşerî istîdâd ve tâkat dâhilinde kâmilen kavrayabilmemiz mümkün değildir. Bu âlemden alınan intibâlar, O'nu îzah ve idrâkte kifâyetsiz kalır. Bir bardağa, bir ummânı sığdırmak mümkün olmadığı gibi, Nûr-i Muhammedî'yi idrâk de lâyıkıyla mümkün değildir.
   Bu hakîkati ifâde sadedinde âyet-i kerîmede buyurulur:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ

آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

   "Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygambere çokça salât ederler. Ey müminler siz de O'na salavât getirin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin." (el-Ahzâb, 56)
   Âyet-i kerîmedeki ilâhî ferman mûcibince, O Fahr-i Kâinât'a salât ü selâm getirmek mecbûrîdir. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e karşı bütün ümmetin yapmasını murâd ettiği ve emir buyurduğu âdabdandır. Cenâb-ı Hakk'ın sayısız melekleri ile birlikte kendisine "salât ve selâm"da bulunduğu O yüce Peygamberin fazl ü kemâline yaklaşmak bir îmân muktezâsıdır. Zîrâ Rabbimiz âyet-i kerîmede şöyle buyurmuştur:
   "(Ey Rasûlüm) de ki: Eğer Allâh'ı sevdiğinizi iddiâ ediyorsanız, bana tâbî olunuz ki, Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı mağfiret buyursun." (Âl-i İmrân, 31)
   Muhakkak ki mümin, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in muhabbeti karşısında, ilâhî ürperişlerini, edeb duygularını hissettiği, rûhunu nefsâniyete âit bütün çizgi ve görüntülerinden boşalttığı vakit, O'nun muhabbet ve örnek şahsiyetinden hisse alma yoluna girmiş olur.
   O'nun mübârek şahsiyetinden hisse alarak O'nda fânîleşen ümmetin gönül erleri, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in muhabbetine ne güzel örnekler sergilemişlerdir.
   Muhabbetin kaynağına, Allâh ve Rasûlü'nde erişenler, kıyamete kadar ümmet-i Muhammedin dostu olarak yaşarlar, fânî hayatlarından sonra da hep rahmet ve duâlarla yâd edilirler. Bu hâle erişen sayısız Rasûlullâh âşıklarından ikisinin hâli şöyledir:
   Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- dîn-i mübîni yaymak ve öğretmek maksadıyla etrafındaki kabîlelere muallimler gönderirdi. Fakat gönderdiği bazı muallimlere ihânet edilmişti. Nitekim bunlardan biri de Recî vakasında gerçekleşmiştir:
   Adal ve Kare kabîleleri Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'den İslâm'ı öğretecek muallimler istedi. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de on kişilik bir heyet gönderdi. Kâfile Recî mevkîne varınca tuzağa düşürüldü, sekizi şehid edildi, ikisi de esir alınıp Mekkeli müşriklere teslim edildi.
   Esir edilen sahâbîler Zeyd ve Hubeyb -radıyallâhu anhümâ- idi. İkisi de zalim müşrikler tarafından şehid edildi. Şehid edilmeden önce Zeyd'e sordular.
   "- Hayatının kurtulmasına mukâbil, senin yerinde Peygamberinin olmasını ister miydin?"
   Zeyd -radıyallâhu anh-, bu suâli soran Ebû Süfyan'a acıyarak baktı ve:
"- Benim, çoluk-çocuğumun arasında olup Peygamberimin burada olmasını istemek şöyle dursun, O'nun ayağına diken batmasına bile aslâ gönlüm râzı olmaz." dedi.
   Ebû Süfyan bu muhabbet karşısında dondu kaldı:
   "- Hayret doğrusu!" dedi. "- Ben, dünyada Muhammed'in ashâbının O'nu sevdiği kadar, birbirini seven iki kimse daha görmedim."



Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.