
KALBİN TASFİYESİ
<Helal Gıda > <İstiğfar ve Duâ> <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>
<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek> <Geceleri İhyâ Etmek> <Zikrullah ve Murâkabe> <Tefekkür-i Mevt>
<Rasûlullâh'a Muhabbet> <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak> <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>
Geceleri İhyâ Etmek
..:: 2 ::..
Cenâb-ı Hak gecenin seher vaktinde îfâ edilen zikre, sâir zamanlardakinden daha fazla kıymet vermektedir. Zîrâ seherlerde zikir ve ibâdetle meşgûl olabilmek, diğer zamanlardan daha zordur. Bu sebepledir ki seherleri ihyâ, kulun Rabbine karşı duyduğu hâlisâne muhabbet ve tâzîmin bir ifâdesidir. Gönüldeki aşk ve muhabbet-i ilâhiyyenin şiddeti ne kadarsa muhakkak ki gece namazına ve tesbihâta rağbet de o derecede tezâhür eder. Bu bakımdan da, gece namazı ve tesbihleri, -âdetâ- yâr ile buluşup sohbet etme mâhiyeti taşır. Herkes uyurken uyanık bulunmak, Mevlâ-yı Müteâl'in rahmet iklîmine girerek, mağfiret, muhabbet ve mârifet meclisine dâhil olan müstesnâ kullarından olmak demektir.
Eğer bir mümin, geceyi gâyeli kullanabilir ve seherdeki zikrin rûhâniyetinden nasîb alabilirse, gecesi gündüzünden -mânen- daha aydınlık ve hayırlı olur. Lâkin, gâyesiz ve uykuya mahkûm olarak geçirilen bir gece ise, taşa, denize ve çöle yağan yağmur gibi faydasız ve telâfîsi zor bir kayıptır. Böyle bir gecenin gündüzü de mânen karanlıktır.
Seherde başlayan tevhîdin rûhâniyeti, günlerimizi ve gönüllerimizi ihâta ederse, son nefesimiz, yâni dünyâdaki her şeye büyük vedâ demek olan ölüm de, kelime-i tevhîdin rûhâniyeti ile -inşâallâh- bir "şeb-i arûs"a1 dönüşür.
Abdullâh bin Amr bin Âs -radıyallâhu anhümâ-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in kendisini şöyle îkâz ettiğini bildirmiştir:
"- Ey Abdullâh! Falan kimse gibi olma! Çünkü o, gece ibâdetine devâm ederken, artık kalkmaz oldu." (Buhârî, Teheccüd, 19; Müslim, Sıyâm, 185)
Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, ashâb-ı kirâma hitâben:
"Gece ibâdetine dikkat ediniz! Çünkü o sizden önceki sâlih kimselerin âdetidir. Şüphesiz gece ibâdete kalkmak Allâh'a yaklaşmaya vesîledir. (Bu ibâdet) günahlardan alıkor, hatâlara keffâret olur ve bedenden dertleri giderir." (Tirmizî, Deavât, 101)
Bütün bir geceyi uykuyla geçirmeyip arada bir kalkmanın, insan vücûdunun sıhhati için ehemmiyetli olduğu da tıbben tespit edilmiştir. Hakîkaten uzun bir uykudan uyananlar, baş ağrısından muzdarip olurlar. Bu, uyurken nefes alıp-vermenin yavaşlaması ve beynin kâfî miktarda oksijenle beslenememesinin bir netîcesidir. Uykuyu bölenler, fiilî hareketlerle nefes alıp vermeyi normalleştirdiklerinden, az bir uykuya rağmen yataklarından daha zinde kalkarlar. Diğer taraftan bilhassa ihtiyarlarda ölümler, daha ziyâde sabaha karşı vâkî olur. Bundan dolayı doktorlar, "seher vakti"ne "ölüm saati" adını verirler. Bunun sebebi, uykunun en derin olduğu saatte kalbin çalışmasının yavaşlamasıdır. Bu saatte uyananlar, üstelik bir de soğuk suyla abdest alırlarsa, bütün vücûd fonksiyonlarını normalleştirmiş olurlar.
Dînin emirleri bu gibi dünyevî faydalar için olmayıp Allâh'a kulluğu gerçekleştirmek maksadıyla vaz olunmuşlarsa da, onların her birinde böyle dünyevî faydalar da mevcûddur. Namaz, oruç vs. ibâdetler de böyle sayısız dünyevî hikmetler ve menfaatler vardır. Fakat tabiatiyle bunlar, o ibâdetlerin varlık sebebi değil, faydalı birer yan tesiri mesâbesindedirler.
______________
1.Şeb-i arûs: İlâhî vuslat gecesi.
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü