
KALBİN TASFİYESİ
<Helal Gıda > <İstiğfar ve Duâ> <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>
<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek> <Geceleri İhyâ Etmek> <Zikrullah ve Murâkabe> <Tefekkür-i Mevt>
<Rasûlullâh'a Muhabbet> <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak> <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>
Geceleri İhyâ Etmek
..:: 1 ::..
İnsanın kendi iç dünyâsına yönelerek, gündüzlerin maddî ve mânevî sıkletlerini üzerinden atabilmesi, gecenin sükûnetine bürünmekle mümkündür. Zîrâ gündüzler, gecenin rûhî ve sıhhî istirahatini vermekten uzaktır. Gecelerin nîmetini bilmeyenler için gündüzün hayrını düşünmek de mümkün değildir.
Gecenin ilâhî ve mânevî manzaralarına girebilmek için, onu gâyeli kullanmak mecbûriyeti vardır.
Kalb ehli için gecenin sükûnetinden daha feyizli bir zaman olamaz. Geceleri -belli miktarda- uyanık geçirerek onun feyz ve berekâtından istifâde etmek îcâb eder. Bu hususta âyet-i kerîmelerde şöyle buyurulur:
تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
"(O muttakî kimseler, geceleri namaz kılmak ve istiğfâr etmek için) yanlarını (tatlı) yataklarından kaldırırlar… Rablerine, azâbından korkarak ve rahmetini umarak duâ ederler (murâdlarını isterler, yalvarırlar). Kendilerine verdiğimiz rızıklardan da hayır yollarına infâk ederler." (es-Secde, 16)
"Gecenin bir kısmında O'na secde et! Gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbîh et!" (el-İnsân, 25-26)
Cenâb-ı Hakk'ın geceye verdiği kıymet ve onun içine yerleştirdiği sırlar, sayısızdır. Bu hususta Rabbimizin: "Geceye ve karanlığın kapladığı her şeye andolsun ki…" (el-İnşikâk, 17); "Sükûna erdiği zaman geceye andolsun ki…" (ed-Duhâ, 2) ve "Kararmaya yüz tuttuğunda geceye; ağarmaya başladığında sabaha andolsun!" (et-Tekvîr, 17-18) şeklinde kasem buyurmasındaki sır, idrâkimize ve gönlümüze nice hakîkatleri seyrettirmek için açılan ilâhî bir penceredir.
Olgunluğa erişmiş müminler için geceler, derûnundaki sükûnet ve feyz dolayısıyla müstesnâ bir ganîmettir. Bu ganîmetin kıymetini lâyıkıyla bilenler -bilhassa gece yarısından sonra- bütün mahlûkâtın istirâhate çekilerek, âlemi derin bir sükûnetin kapladığı hengâmda, duâ, ibâdet ve yanık ilticâlarla Rablerine yönelmenin en feyizli zemînini bulurlar.
Hazret-i Mevlânâ, gecelerde yaşadığı aşk ve vecdi Dîvân-ı Kebîr'inde şöyle mısralara döker:
Sâkî! Kadehi, aşk-ı ilâhî ile doldur!
Mestâneye, ekmek sözü etmekten uzak dur!
Sun kevseri, kansın suya hep teşne gönüller,
Deryâda yüzen canlı, sudan başka ne ister.
Doldur o şerâbdan, yine doldur, yine bir sun!
Dursun gece, ey dost onu durdur, ne olursun!
Vur uykumu zincirlere vur, geçmesin anlar.
Varmaz gecenin farkına, varmaz uyuyanlar!
Gece ve seherleri uyanık geçirmek husûsunda Cenâb-ı Hak, kendisinden sakındıkları için ilâhî nîmetlere mazhar olacaklarını beyân ile medhettiği o bahtiyar kulları hakkında şöyle buyurur:
كَانُوا قَلِيلًا مِّنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
"O muttakîler, geceleri pek az uyurlar, seher vakitlerinde de istiğfâra devâm ederlerdi." (ez-Zâriyât, 17-18)
"(O Rahmân'ın kulları ki,) Rablerinin huzûrunda kıyâma durarak ve secdelere kapanarak gecelerini ihyâ ederler." (el-Furkân, 64)
Diğer bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
"(Ey Rasûlüm!) Allâh, (gece namaza) kalktığın vakit seni ve secde edenler arasında dolaştığını görüyor…" (eş-Şuarâ, 218-219)
Bu âyet-i kerîme hakkında Kâdî Beyzâvî diyor ki:
"Ümmet için beş vakit namaz farz olup da gece namazı sünnet hâline gelince, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbın ahvâlini müşâhede sadedinde gece vakti hücre-i saâdetlerinden dışarı çıkıp ashâbın evleri arasında dolaşmış ve o evleri, Kur'ân tilâveti, zikir ve tesbîh sesleriyle arı kovanları gibi uğuldar bir hâlde bulmuştu."
Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>