İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



   

KALBİN TASFİYESİ

<Helal Gıda >   <İstiğfar ve Duâ>   <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>   

<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek>  <Geceleri İhyâ Etmek>  <Zikrullah ve Murâkabe>  <Tefekkür-i Mevt>

  <Rasûlullâh'a Muhabbet>   <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak>   <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>

  İbâdetleri Huşû ile Edâ Etmek  

..:: 1 ::.. 

   "Allâh'a, O'nu görüyormuşçasına ibâdet et! Her ne kadar sen O'nu göremezsen de, O seni görmektedir." (Buhârî, Îmân, 37)
   İbâdetler, kulun Rabbiyle ezelde yaptığı ahde vefâ üzere bulunduğunu gösteren bir sadâkat isbâtıdır. İbâdet anları, kulluk şartları içinde Cenâb-ı Hakk'a en çok yaklaşılan vuslat demleridir. İnsanın dünyevî meşgalelerine âit tüm dertlerini gönlünün dışına iterek, yalnız sâhibinin rızâsı için birşeyler yapabilmenin huzûruyla rûhunu dinlendirip güçlendirdiği husûsî bir âlemdir. Çünkü namazda eller kulaklara götürülerek alınan tekbîr, herşeyin arkaya atılıp doğrudan doğruya Allâh'a teveccüh etmenin ifâdesidir.
   İbâdetler, insanoğlunu ölüm ötesinin kaygı ve endîşelerinden âzâd edebilecek en müessir şifâ ve tesellî kaynağıdır. Ebedî âlem için yapılacak yatırımların yegâne yolunun kendisinden geçtiği bir rûh iklîmidir. Bu vasıflarıyla ibâdetler, kalbî muvâzene ve selâmetin temini yolunda aslâ ihmâl edilmemesi gereken bir feyz kaynağıdır.
   İbâdetlerin arzu edilen netîceyi hâsıl etmesi için huşû ile edâsı şarttır. Huşû ise, kalbî huzûr ve sükûn ile, sevgi ve korku duygularının berâberliğinde ilâhî huzûrda durabilmektir. Huzûrunda bulunduğu yüce Sultân'ın haşyetiyle, ağyâr ile ihtilâttan kesilmek, yalnız O'nunla olmak ve yalnız O'na ibâdet için yaratıldığının şuuruna ermektir.
   İbâdetler içinde en ihtişâmlı ve şümûllü olanı ise "namaz"dır. Namaz, Allâh'ın kullarına en büyük hediyelerinden biridir. Hadîs-i şerîfte buyurulur:
   "Şâyet bir mümin önce güzelce bir abdest alır, sonra da kalkıp baştan sona kalbiyle ve yüzüyle (yâni bütün varlığıyla) tam bir huzur ve huşû içinde iki rekat namaz kılarsa cennet ona vâcip olur." (Müslim, Tahâret, 17)
   İnsana kazandırdığı rûhî meziyetler itibâriyle gerçek bir namazın yerini tutabilecek hiçbir ibâdet yoktur. Böyle bir namaz için, Hak'tan gayrı her şeyin hattâ insanın kendi nefsinin dahî gözden ve gönülden düşmesi gerekir.
   Süleyman Dârânî -kuddise sirruh-:
   "İki rekat namaz kılmak veya Firdevs Cenneti'ne girmek arasında muhayyer bırakılsam, iki rekat namazı tercih ederdim. Çünkü Firdevs Cenneti'ne girmek nefsin hoşlanacağı bir istektir. Fakat iki rekat namaz kılarsam Rabbimle berâber bulunmuş olurum." buyurmuştur.
   Namaza duran bir kimse, namazdan başka hiçbir şeyle meşgûl olamaz. Namaz onu, her türlü mâsivâ düşüncesinden alıkoyar. Gerçek bir namazda, kalblerdeki perdeler kalkar ve hakîkat nûrları tecellî eder. Hak Teâlâ ile berâber târifsiz bir vuslat yaşanır. Diğer ibâdetlerdeyse hâl böyle değildir. Meselâ oruçlu biri, pazarda müşteri de olur, satıcı da... Hacceden de kezâ böyledir. Ama musallî, ne satıcı olur, ne de alıcı... O, sâdece musallîdir. Yâni maddesi de mânâsı da, huzûr-i ilâhîde bulunmaya mecburdur.
   Dosdoğru kılınan bir namaz, verdiği feyiz ve rûh ile mümini, nefsânî temâyüllerin girdabına düşmekten kurtarıp, dâimâ ilâhî huzurda ve murâkabe altında bulunduğu şuuruna taşıyan fazîletli bir ibâdettir.
   Nitekim Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hadîs-i şeriflerinde:
   "Allâh'a, O'nu görüyormuşçasına ibâdet et! Her ne kadar sen O'nu göremezsen de, O seni görmektedir." (Buhârî, İmân, 37)
   "Namazında ölümü hatırla. Çünkü bir kişi ölümü hatırlayarak namaz kılarsa, o namaz kâmil ve güzel olur. Namazını, son namazını kıldığını düşünen kimse gibi kıl. Sonunda özür dilemeni gerektirecek her şeyden de uzak dur." (Deylemî, Müsned, I, 431) buyurmuşlardır.
   Âyet-i kerîmede de hakkıyla edâ edilen bir namaz için:
   "...Namazı da dosdoğru kıl! Gerçekten kâmil mânâda kılınan namaz, fahşâdan (çirkinlik, edebsizlik, fuhşiyâttan) ve münkerden (dînin ve akl-ı selîmin tasvib etmediği herşeyden insanı) men eder." (el-Ankebut, 45) buyurulur.
   Namazın kötülüklerden koruması, namazdaki huşû ve huzur hâlinin, namazdan sonra da devam etmesine bağlıdır. Eğer namaz kılan kimsede böyle bir muhâfaza görülmüyorsa, o gerçek mânâda musallî değildir.
   Âyet-i kerîmede bu şekilde namaz kılanlar hakkında vârid olan ilâhî tehdit, muhatapları için ne acıdır:
   "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar! Onlar, bütün işlerinde riyakârlık eden ve en küçük yardımın yapılmasına bile mânî olan kimselerdir." (el-Mâûn, 4-7)


Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.