
KALBİN TASFİYESİ
<Helal Gıda > <İstiğfar ve Duâ> <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>
<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek> <Geceleri İhyâ Etmek> <Zikrullah ve Murâkabe> <Tefekkür-i Mevt>
<Rasûlullâh'a Muhabbet> <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak> <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>
Kur'ân-ı Kerîm Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak
..:: 2 ::..
Kur'ân, insana nâzil olmuştur. O, "gönül insanı" için derin bir tefekkür hazînesidir. Kur'ân'ın rûhâniyetinden uzak kalmanın netîcesi, mutlak ve ebedî bir hüsrândır. Kur'ân'daki hikmet, ibret ve esrâr deryâsından gâfil kalanlar için Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا
"Onlar, Kur'ân'ı inceden inceye düşünmezler mi? Yoksa (onların) kalbler(i) üzerinde kilitler mi var?" (Muhammed, 24)
Kur'ân-ı Kerîm, Cenâb-ı Hakk'a âit esmânın bizim idrâk dünyâmıza kelâm sûretinde aksettirilmiş bir tezâhürüdür.
Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîmede Kur'ân-ı Kerîm'in sonsuz mânâ ihtişâmını şu şekilde ifâde buyurur:
"Şâyet yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de arkasından yedi deniz katıl(arak mürekkep ol)sa yine Allâh'ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allâh, mutlak gâlip ve hikmet sâhibidir." (Lokman, 27)
Kalbimizin, Kur'ân'ın rûhâniyetinden feyz alarak hikmet ve sırlarla dolabilmesi, ancak onu okurken sâhib olduğumuz kalbî seviyeye bağlıdır. Bu sebeple Kur'ân'ın hakîkatine vâsıl olabilmek için, kalbe irtifâ kazandırmak îcâb eder. Zîrâ bir hidâyet rehberi olan Kur'ân-ı Kerîm, kendisine yaklaşanın, kalbî niyet ve durumuna göre hem irşâda hem de idlâle götürebilecek bir mâhiyet taşır.
Yüce Rabbimiz, hakkıyla okunan Kur'ân âyetlerinin müminlerin gönül âlemlerinde yapacağı tesiri ve meydana getireceği mânevî coşkuyu şöyle beyan buyurur:
"... Rablerinden korkanların, bu Kitâb'ın tesirinden dolayı tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allâh'ın zikrine ısınıp yumuşar." (ez-Zümer, 23)
"... Allâh'ın âyetleri müminlere okunduğunda, onların îmânlarını artırıp güçlendirir." (el-Enfal, 2)
Kur'ân-ı Kerîm'den lâyıkıyla istifâdenin birinci şartı, ona ihtiram ile yaklaşmaktır. Çünkü o ihtiram, Kur'ân'a atfedilen ehemmiyetin bir tezâhürüdür.
Gerçekten Kur'ân-ı Kerîm, kıyâmete kadar beşeriyyetin ihtiyaçlarını karşılayabilecek kemâlât, hakîkat ve esrârı muhtevî bulunmasıyla da, muhteşem bir kılavuz hüviyetindedir. Allâh Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'in bu husûsiyetini şöyle beyan eder:
"Şüphesiz ki bu Kur'ân en doğru yola iletir; sâlih amellerde bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler." (el-İsrâ, 9)
Kur'ân-ı Kerîm, rehberliği kıyâmete kadar devâm edecek olan ilâhî bir kitap olduğundan, onun gölgesi altındaki her mümin de, ölümün ebediyyet kapısı aralanıncaya kadar Kur'ân hükümlerine ve Kur'ân hayâtına sâdık kalmak mecbûriyetindedir. Bu dünyâda kalbî saâdet ve selâmet, âhirette ise Cenâb-ı Hakk'ın rızâsına nâil olarak ilâhî nîmetlere gark olmak, ancak bu sûretle mümkündür.
Kur'ân'dan lâyıkıyla istifâde edebilmek, onun kalben okunabildiği nisbette gerçekleşir. Şu hadîs-i şerîf, bu kalbî hâli ne güzel ifâde eder:
Kur'ân tilâveti için hangi ses ve kıraat daha güzeldir, diye sorulduğunda, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
"Kur'ân okuyuşunu duyduğunda, Allâh'tan korktuğu hissini sende uyandıran kimsedir." (Dârimî, Fezâilu'l-Kur'ân, 34)
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-'ı dehşete getirip hidâyetine vesîle olan da, kız kardeşi Fâtıma'nın evinde huşû içinde okunan Kur'ân-ı Kerîm idi.
Şu âyet-i kerîmeler, Kur'ân-ı Kerîm'in nasıl bir keyfiyetle okunması gerektiği hususunda bizlere ışık tutmaktadır:
"(Rasûlüm!) Bu Kur'ân, âyetleri üzerinde (insanlar) inceden inceye düşünsünler, selîm akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyiz kaynağı mübârek bir kitaptır." (Sâd, 29)
"(Ey Rasûlüm!) Kur'ân'ı tertil üzere (tane tane) oku." (el-Müzzemmil, 4)
Öte yandan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-'ın, Bakara Sûresi'ni on iki yılda ikmâl ettiği ve bitirince de şükür kurbanı olarak bir deve kestiği rivâyet edilmiştir. (Kurtubî, el-Câmî, I, 40)
Bütün bunlar Allâh'ın kitabını tilâvet ederken, sırf telaffuz muhtevâsında kalmayıp, onun bâtınından hisse almak, ahkâmına tâbî olmak ve ahlâkıyla ahlâklanmak îcâb ettiğini göstermesi bakımından câlib-i dikkattir.
İslâm târihinin asr-ı saâdetten sonra en seviyeli devrini idrâk etmiş olan Osmanlı'nın, Kur'ân-ı Kerîm'e yüksek bir ihtiram bereketiyle vücûda gelmiş olduğu unutulmamalıdır. Gerçekten, o devletin bânîsi velî sultan Osman Gâzi Hazretleri'nin, Şeyh Edebalî hânesinde bir geceyi, duvarda asılı Kur'ân-ı Kerîm'e hürmetsizlik olacağı düşüncesiyle uykusuz geçirmiş olduğu, pek yaygın bir târihî rivâyettir. Diğer taraftan ona abdestsiz el sürülememesi husûsundaki dînî esas da ihtirâmın vücûb ve ehemmiyetini göstermektedir
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>