
KALBİN TASFİYESİ
<Helal Gıda > <İstiğfar ve Duâ> <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>
<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek> <Geceleri İhyâ Etmek> <Zikrullah ve Murâkabe> <Tefekkür-i Mevt>
<Rasûlullâh'a Muhabbet> <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak> <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>
İstiğfar ve Dua
..:: 1 ::..
"(Ey Rasûlüm!) De ki: Sizin duâ ve niyâzlarınız olmadıktan sonra, Rabbim size ne diye değer versin?.." (el-Furkân, 77)
Başta Peygamberler olmak üzere bütün velîler, sâlihler ve sâdıklar, darlıkta ve bollukta, kederde ve sevinçte dâimâ Cenâb-ı Hakk'a ilticâ etmişler ve O'na niyâz hâlinde bulunmuşlardır. Çünkü Peygamberlerde de "zelle"1 bulunması sebebiyle, duâ ve istiğfârdan müstağnî kalabilecek hiçbir kul tasavvur olunamaz. Duâ ve istiğfâr, gerçek mâhiyetiyle derûnî bir nedâmet ve ilticâ mânâsını ihtivâ ettiğinden, Allâh'a kurbiyyetin en müessir vâsıtasıdır. Arapça'da namazın, duâ mânâsına gelen "salât" kelimesi ile ifâde edilmesinin bir hikmeti de, onun en şümûllü bir duâ ve niyâz mâhiyetinde olmasıdır.
Diğer taraftan, duânın evveli istiğfârdır. Allâh Teâlâ'dan af dilemektir. Bu, gerekli vasıfta ise, yâni affı istenen günâhın bir daha yapılmaması husûsundaki kat'î bir azim ve nedâmet ihtivâ ediyorsa, kalbin hassâsiyetini körelten kir ve pası silip, onu hakîkat karşısında âdetâ mücellâ (parlayan) bir ayna hâline getirir. Kalb, ancak bu sûretle, füyûzâta (feyizlere, nûrânî tecellîlere) müsâid bir duruma gelir.
İşlenen günahlar neticesinde kararan kalblerin istiğfarla aydınlanacağını beyan sadedinde Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in şu hadis-i şerîfi kalb tasfiyesi bakımından ne kadar irşad ve ikâz edicidir:
"Kul bir hatâ işlediği zaman kalbine siyah bir nokta vurulur. Şâyet o günahı terk edip istiğfâra sarılarak tevbeye yönelirse kalbi cilâlanır. Böyle yapmaz da tekrar hatâlara dönerse, siyah noktalar artırılır ve neticede bütün kalbini kaplar.
İşte Hak Teâlâ Hazretleri'nin:
كَلاَّ بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ
"Hayır, doğrusu onların işleyip kazandıkları (kötü) şeyler sebebiyle, kalblerinin üzeri pas tutmuştur." (el-Mutaffifîn, 14) diye zikrettiği durum budur." (Tirmizi, Tefsir, 83)
Cihânı gönül gözüyle temâşâ ettiğimizde görürüz ki bütün mahlûkât, ilâhî nîmetlere şükürden önce acziyetlerini îtirâf mevkiinde bulunmaktadır. İrâde sâhibi olan ve bu irâdeyi kullanmakta hatâdan mutlak bir sûrette sâlim bulunması mümkün olmayan Âdemoğlu için istiğfâr, Allâh'a takarrub (yakınlaşma) yolunda atılacak ilk adımdır.
Duâ, merhamet-i ilâhiyyeyi dâvete medâr olmak vasfıyla, mukadder ibtilâlardan kurtulabilmeyi sağlamak gibi büyük bir tesir gücüne sahiptir. Bundan dolayıdır ki, yukarıda başka bir vesîleyle ifâde etmiş olduğumuz gibi, bütün tarîkatlerde mânevî derse istiğfâr ile başlanır.
Duânın ehemmiyetiyle ilgili olarak âyet-i kerîmelerde şöyle buyurulur:
قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلاَ دُعَاؤُكُمْ
"(Ey Rasûlüm!) De ki: Sizin duâ ve niyâzlarınız olmadıktan sonra, Rabbim size ne diye değer versin?.." (el-Furkan, 77)
"(Ey Rasûlüm!) Kullarım sana beni sorduğunda onlara de ki: Muhakkak ki ben onlara çok yakınım. Bana duâ ettikleri zaman onların duâlarına icâbet ederim. Öyleyse (kullarım da) benim dâvetime icâbet edip bana inansınlar. Bu sâyede onlar, umulur ki rüşde (doğru yola) erişmiş olurlar." (el-Bakara, 186)
"Rabbinize tazarrû ve niyâz ile gizlice duâ edin. Zîrâ O, haddi aşanları sevmez." (el-A'râf, 55)
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuştur:
"Allâh katında O'na duâ etmekten daha kıymetli bir şey olamaz. Duâ, ibâdetin (kulluğun) özüdür." (Tirmizî, Deavât, 1)
"Sıkıntı ve darlık zamanında duâsının kabul olmasını isteyen kimse, bolluk ve rahat zamânında da duâyı bol yapsın." (Tirmizî, Deavât, 9)
"Kime ki duâ kapıları açılmıştır, ona rahmet kapıları açılmış demektir." (Tirmizî, Deavât, 101)
"Kabul edileceğine inanarak Allâh Teâlâ'ya duâ ediniz. Şunu bilin ki Cenâb-ı Hak, gâfil bir kalble yapılan duâyı kabul etmez." (Tirmizî, Deavât, 65)
Hadis-i şerîf muktezâsınca gâfil bir kalble ve lâubâlî bir üslûpla yapılan duâların Allâh indinde kabûl edileceğini zannetmek, şeytanın aldatmasından başka bir şey değildir.
İmâm-ı Rabbânî -kuddise sirruh-:
"Bir savaş iki ordunun ittifâkıyla kazanılır. Biri leşker-i gazâ (serhat ordusu), diğeriyse leşker-i duâ (duâ ordusu)dur." der.
______________
1.Zelle: Gayr-ı irâdî hatâ.
Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>