
KALBİN TASFİYESİ
<Helal Gıda > <İstiğfar ve Duâ> <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>
<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek> <Geceleri İhyâ Etmek> <Zikrullah ve Murâkabe> <Tefekkür-i Mevt>
<Rasûlullâh'a Muhabbet> <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak> <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>
Güzel Ahlâk Sahibi Olmak
..:: 1 ::..
"Kıyâmet günü, mümin kulun terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. Allâh Teâlâ çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder." (Tirmizi, Birr, 62)
Cenâb-ı Hak insanı, incelik, zerâfet ve ulvî derinlik istîdâdlarıyla techîz etmiştir. İnsanın asıl kıymeti de bu meziyetlerini gönül âleminde yeşertip geliştirdiği nisbettedir. İnsanın sâdece sûreten değil, sîreten de insan olabilmesi; ancak güzel huylarla bezenip kötü huyları tesirsiz hâle getirmesiyle mümkündür.
Rûhâniyet dolu kalbler, güzel ahlâk, amel-i sâlih ve mânevî hâllerin tezâhürüne âmil olur. Bu şekilde kul, en güzel sûrette yaratılmış varlık olmanın îcâbını gerçekleştirmiş olur.
Kalblerin rûhâniyetle dolu olmasının zıddına, onda nefsâniyetin galebesi sözkonusu ise, küfür, şirk, kötü huy, şehvetperestlik ve vesvese gibi çirkin tezâhürlere sebeb olur. Neticede kalb, Rabb'ini unutup, yaratılış gâyesinin tersine bir istikâmete yönelerek körelir. Hattâ bâzan diğer mahlûkâttan daha aşağı bir derekeye düşer.
Kâinâtın Hâlık'ı, insanı muhâtab alarak onun böyle bir derekeye düşmemesi ve kendisine dönmesi için îkâz eder:
يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ فِي أَيِّ صُورَةٍ مَّا شَاءَ رَكَّبَكَ
"Ey insan! Seni yaratan sana şu sâlim uzuvları veren, (onları birbirleriyle dengeli yapmak sûretiyle) sana şu nizam ve îtidâli bahşeden keremi bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?" (el-İnfitâr, 6-8)
Rabbimiz, Kur'ân-ı Kerîm'de:
وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ
"Allâh, kullarını "Dârü's-Selâm"a (saâdet yurdu olan cennete) dâvet etmektedir." (Yûnus, 25) buyurmaktadır.
Lâkin fânîlerin dâvetlerine dahî bir icâbet şartı vardır. Herkes her yere dâvet edilmez. Liyâkat şartı aranır. Rabbimizin "Dârü's-Selâm"a dâvetine ise ancak "kalb-i selîm" ile icâbet edilebilecektir.
Hakîkî mânâda insanlık vasfıyla yaşayabilmenin yegâne şartı, dîn ve ahlâkın ulvî hedeflerine ulaşabilmektir. İnsanlığın kemâli ve güzel ahlâkın zirve noktadaki misâli de, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'dir. Cenâb-ı Hak ondaki bu vasfı te'yîd ve tasdîk sadedinde:
"- Şüphesiz Sen yüce bir ahlâk üzeresin." (el-Kalem, 4) buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hadîs-i şerîflerinde buyurmuşlardır:
"Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi ne güzel yaptı." (Suyûtî, Câmiu's-Sağîr, I, 12)
"Kıyâmet günü, mümin kulun terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. Allâh Teâlâ çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder." (Tirmizî, Birr, 62)
"Ben, güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim." (İmâm Mâlik, Muvattâ, Hüsnü'l-hulk, 8)
Târihte, hâyâtının tamamı en ince teferruâtına kadar tesbît edilebilen tek peygamber ve tek insan, Hazret-i Muhammed Mustafa -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'dir. Onun bütün söz, fiil ve duyguları an-be-an kaydedilerek târihe bir şeref levhası hâlinde geçmiştir. Hazret-i Peygamberdeki "üsve-i hasene", yâni örnek şahsiyet, bütün bir beşeriyyet için zirve teşkîl etmiştir. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede bunu şöyle bildirmiştir:
"Andolsun! Rasûlullâh'ta sizin için; Allâh'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allâh'ı çok çok zikredenler için, bir "üsve-i hasene" (güzel örnek) vardır." (el-Ahzab, 21)
Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in kalbî hayatından ve ahlâk-ı hamîdesinden nasiplenmek zarûrîdir. Bu da ancak O'na duyulan muhabbet ve O'nun rûhâniyetine bürünebilme nisbetinde gerçekleşir. Bu in'ikâs ve insibâğ (mânevî boyanma) netîcesinde müminde merhamet, şefkat, ikrâm, sehâvet, affedebilme, kendi imkânlarını bir din kardeşiyle paylaşabilme hasletleri bir sürûr ve lezzet hâline gelir. Ashâb-ı kirâm, evliyâullâh, sâlihler ve sâdıklar, bu hâlin en güzel nümûneleridir.
Bu ince ruhlu zarif müminler, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in hakîkatine yaklaşabilmek için O'nun rûhâniyeti etrâfında âdetâ pervâne olarak, O'nda fânî olmayı dünyânın en büyük nîmeti saymış ve bu sûretle ilâhî lutuflara gark olmuşlardır. Târih boyunca Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in üsve-i hasenesinden nasîb alan müminler, îmâna âit tekâmül çıkışlarını zirveleştirmişler, fıtrattaki ilâhî neş'eleri olgunlaştırarak insanlığa kudsî meş'aleler olmuşlardır. Hasta ve gâfil kalblerin en müessir dermânı, O'na olan muhabbettir.
İşte O'nun yüksek yaratılış, ahlâk ve davranışlarının tipik misâllerinden bazıları:
Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>