İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



NEFSİN MERTEBELERİ

<Nefs-i emmâre>   <Nefs-i levvâme>   <Nefs-i mülheme>   <Nefs-i mutmainne>

<Nefs-i râdıye>   <Nefs-i merdıyye>   <Nefs-i kâmile>

   Nefs-i Emmâre

..:: 3 ::..

    Azîz ve Celîl olan Allâh, Mûsâ -aleyhisselâm-'a, kudretini o asâda göstermişti. Mûsâ -aleyhisselâm- da, asâ vâsıtasıyla Allâh'ın kudreti ile ünsiyet etti. Allâh, O'nu peygamber olarak tâyîn edip kendisine yakınlaştırarak konuşunca ve bazı mükellefiyetler verince, O'na hitâben şöyle buyurdu:
   "- Şu sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?" (Tâhâ, 17)
   Mûsâ -aleyhisselâm- da:
   "- O benim asâmdır. Ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim. Benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır." (Tâhâ, 18) şeklinde cevap verdi.
   Bunun üzerine Allâh -celle celâlühû-:
   "- Yere at onu, ey Mûsâ!" (Tâhâ, 19) buyurdu.
   Hazret-i Mûsâ, derhal emri yerine getirdi:
   "Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi?" (Tâhâ, 20)
   Bunu gören Mûsâ -aleyhisselâm- kaçmağa başladı. Ancak:
   "Allâh buyurdu: "- Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk hâline döndüreceğiz." (Tâhâ, 21)
   Bazı müfessirler, Mûsâ -aleyhisselâm-'ın asâsını yere atması ile ilgili âyetin işârî açıklamasında, bunun Hazret-i Mûsâ'nın iç dünyâsına âit bir irşâd sadedinde olduğunu beyân etmişlerdir.
   Mûsâ -aleyhisselâm-, izâfetleri, yâni fânî alâka, dayanak ve barınakları zikredince, Allâh -celle celâlühû- bunların atılmasını emretti.
   Nefs ve nefse bağlantılı olan şeyler, büyük bir yılan olarak temessül etti. Mûsâ -aleyhisselâm-'a nefsin hakîkati gösterildi. Korktu, ürktü ve ondan kaçtı. O'na işârî olarak âdetâ şöyle denilmiş oluyordu:
   "- Ey Mûsâ, işte bu yılan, Allâh'tan başka şeylere bağlılık vasfının tâ kendisidir. Bu nefsânî vasıf, şekillenmiş bir sûrette sâhibine gösterilince, ondan ürker ve kaçar."
   "Artık sen tevhîd sıfatı ile sıfatlanmışsın. Senin bir asâya dayanman, senin için kendisine dayanacağın, ondan yardım dileyeceğin ve istifâde edeceğin bir şeyin var olması, nasıl doğru ve yerinde olabilir?.. Nasıl olur da sen, o asâ ile şöyle yapıyorum, ondan istifâde ediyorum ve onda benim için başka faydalar da var diyorsun?.. Tevhîd yolunda ilk adım, sebepleri terktir. Yâni mutlak tevekkül ve teslîmiyyettir. Her türlü talep ve istekten vazgeç!"
   Buyurulur ki:
   "Hakk'ın nidâsını işiten ve O'nun cemâlinin nûrunu gören kişi, Allâh'tan başka dayandığı her şeyi bırakır. Allâh'ın fazl u kereminden başka hiçbir şeye dayanmaz. Bu şekilde nefsin arzularından ve desîselerinden sıyrılır."

   Şu fânî rüyâ âleminin beş dakîkalık sahte lezzetleri uğruna, hakîkî saâdeti ve ebedî âhiret saltanatını terk ettirip insanı, âlâ-yı illiyyînden esfel-i sâfilîne düşüren de, yine nefs-i emmâredir.
   Nefs-i emmâreyle mâlul bir insan, kendi kurtuluşuna yarayacak hakîkatler önünde dahî, inat ve kibirle diklenmekten, etrâfındakilere ucub nazarıyla bakmaktan, yalan, dedikodu ve mâlâyâni ile meşgûliyetten âdetâ zevk duyar. Dînen nehyedilmiş çirkinliklerden kurtulamaz. Böyleleri, kısacık dünyâ hayâtının fânî ve nefsânî lezzetleri uğruna cennet ve Cemâlullâh'ı, ebedî saâdet ve selâmeti terk edecek kadar akıl, idrâk ve iz'ânı dumûra uğramış, kalb gözleri perdeli, câhil ve gâfil insanlardır.
   Nefs-i emmârede rûh-i sultanî, tamâmen rûh-i hayvânînin esîri hâline gelmiş, insanlık sıfatı kaybolup, hayvanlık sıfatı hâkim olmuştur.
   Bu gibi kimseler hakkında âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
"Andolsun biz, cinlerin ve insanların birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalbleri vardır, onlarla anlamazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağı seviyededirler. İşte asıl gâfiller onlardır." (el-A'râf, 179)
   Böyleleri, dehşetli gaflet tuğyânı içinde hâlâ Allâh'ın merhametine gereğinden fazla güvenerek kendilerini avutur, günahlara devâm ederler. Cenâb-ı Hakk'ın azâbından emîn olmuş gibi:
   "- Canım, haramı haram bilerek işlemek küfre götürmez ya! Nasıl olsa birgün tevbe ederim!" düşüncesi içinde boş tesellîlerle oyalanır dururlar.
Hâlbuki Cenâb-ı Hakk'ın îkâzı ne büyüktür:
   "Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allâh'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allâh'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın." (Lokman, 33)
   İşte bu ve benzeri düşünceler, aslında, günahların kolaylıkla irtikâb edilmesini sağlamak ve bunu normal göstermek isteyen nefs ve şeytanın sinsi fısıltılarıdır.

 

<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.