İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



NEFSİN MERTEBELERİ

<Nefs-i emmâre>   <Nefs-i levvâme>   <Nefs-i mülheme>   <Nefs-i mutmainne>

<Nefs-i râdıye>   <Nefs-i merdıyye>   <Nefs-i kâmile>

   Nefs-i Emmâre

..:: 2 ::..

    Buna mukâbil Züleyhâ da, nefislerin en çok zebûnu olduğu üç vasfın; yâni servet, şöhret ve şehvetin şâhikasında bulunuyordu. Şâyet Züleyhâ da yaşlı veya çirkin bir kadın olsaydı, yine Hazret-i Yûsuf'un imtihânı bu derece zor olmaz ve bu hâdise, bu kadar müessir bir misâl teşkil etmezdi. Hâlbuki o da gençti, cemâl sâhibiydi ve pek çok kimseyi kendisine râm edebilecek bir câzibeler meşheri hâlindeydi. Üstelik odanın kapısını da sımsıkı kilitlemişti. Böylece gizlilik ve tenhâlığın, günâhları daha da kamçılayan hengâmında, Hazret-i Yûsuf'a şiddetli bir arzuyla:
   "- Heyte lek! yâni "- Gelsene bana!"" diye seslenerek, çirkin bir fiile teşebbüs etmişti. Mukâvemet göstermekte nice irâdeleri eritebilecek böyle bir manzara karşısında, Yûsuf -aleyhisselâm-'ın bile hayli güç bir vaziyette kaldığını Yüce Rabbimiz:
   "Şâyet bürhânımız (delil ve yardımımız) yetişmeseydi, o da meylediyordu." beyânıyla ifâde buyurmaktadır.
   İşte Yûsuf -aleyhisselâm-, önüne serilen bunca dehşetli câzibelerin aldatmalarına kanmamak için "maâzallâh" diyerek, yegâne çârenin yüksek bir takvâ ile "Allâh'a sığınmak" olduğunu ortaya koymuştu. Bu da ilâhî yardımın tahakkuk safhasına girmesi için, takvânın bir zarûret olduğunu göstermektedir. Yâni, nefs-i emmârenin şiddetli arzularına direnebilmek, ancak takvâ duygularının kuvvetlenmesi sâyesinde mümkün olabilmektedir.
   Hakîkaten bir erkeğin, hayatı boyunca karşılaşabileceği imtihanların en ağırlarından biri; gençlik, güzellik, servet gibi her türlü câzibe unsuruna sâhip bir kadından, üstelik tenhâlıkta gelen dâvet ve iltifâta "hayır" diyebilmektir.
   Nitekim Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir hadîs-i şerîflerinde; hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmetin o çetin gününde, Allâh Teâlâ'nın yedi sınıf insanı, arşın gölgesi altında barındıracağını bildirdikten sonra, bu sınıflardan birinin:
   "Güzel ve mevkî sâhibi bir kadının berâber olma isteğini, "- Ben Allâh'tan korkarım." diyerek reddeden genç…" (Buhârî, Ezân, 36) olduğunu ifâde buyurmuşlardır.
   Zîrâ insanın en büyük zaaflarından biri, iltifata mağlûb olarak, kendini muhâfaza etme gücünü kaybetmesidir. Lâkin Hazret-i Yusuf'ta bu olmadı. Zîrâ, takvâsı ve terbiye edilmiş nefsinin kâmile makâmında olması sebebiyle, ilâhî sıyânet onu korudu. Nefs-i emmârenin desîseleri karşısında onu güçlü kıldı.
   İbrete şâyân diğer bir husus da şudur:
   Züleyha, arzûsuna tâbî olmadığı takdirde Hazret-i Yusuf'u zindan ile tehdîd etmişti. Hâlbuki Yûsuf -aleyhisselâm-'ın arınmış nefsi ona takvâyı ilhâm etmekte olduğu için o:
   "Ey Rabbim! Zindan, onların beni dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir." demişti.
   Ayrıca O'nun Cenâb-ı Hakk'a ilticâsında:
   "Eğer onların hîlesini benden uzaklaştırmaz isen, ben onlara meyleden câhillerden olurum." diyerek, içine düştüğü vaziyetten kurtuluşun tek çâresi olan zindanı tercih etmesi, büyük bir takvâ nişânesiydi.
   Bu da gösteriyor ki, insanı günahlara sürükleyen bütün dünyevî câzibelerin "heyte lek" (gelsene bana) dâvetlerine mukâvemet edebilecek yegâne güç, o anda kalbin "maâzallâh" diyerek sonsuz kudret sâhibi olan "Allâh'a sığınabilmesi"dir.

   Kur'ân-ı Kerîm'de nefs-i emmârenin âfetlerinden korunmaya karşı en güçlü silahın takvâ olduğu bildirilmektedir. Yine yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'de nefsin hakîkatini gösteren bir vâkıa da şöyledir:
   Mûsâ -aleyhisselâm-'a Tûr-i Sînâ'da peygamberliği tebliğ edildi ve müteâkıben:
   "- Asânı at!.." (denildi). Mûsâ (attığı) asâyı yılan gibi deprenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Bunun üzerine:) "- Ey Mûsâ! Beri gel, korkma! Çünkü sen emniyette olanlardansın." diye nidâ olundu." (el-Kasas, 31)

 

<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.