İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



   

İLM-İ NÂFÎ (FAYDALI İLİM)

..:: 1 ::..

   Bilginin şahsîleşip, selîm bir idrâkin derinliklerine kök salmasına, "irfân" denir. Ârif ise, sahip olduğu bilgilerin derûnundaki sır, hikmet ve ilâhî tecellîlere vâkıf olmuş, yâni irfân sâhibi kimse demektir. Bu olgunluğa erişememiş ilim sâhipleri hakkında; "Âlimdir, fakat ârif değildir." denilir. Böyle kimselerin bilgileri, kitaplardaki gibi sâbit ve mahfûzdur. Bu durum, tıpkı ambardaki tohuma benzer. O tohum, ancak toprağa kavuştuğunda neşv ü nemâ imkânı bularak inkişâf eder ve çoğalır. Aksi hâlde böyle bilgiler, fikir îmâl etmeye ve zihinden kalbe inerek duyguları derinleştirmeye muvaffak olamaz. Bundan dolayı, böyle bilgilere kitâbî bilgi denir.
   Yerinde ve doğru olarak kullanıldığı takdirde her ilmin bir fayda sağlayabileceği muhakkaktır. Ancak, insanın her iki cihân saâdet ve selâmeti için bu ilimlerin sırf zâhiren tahsîl edilmesi kâfî gelmez. Bu noksanlığın telâfîsi için de İslâm, ilimlerin doğru ve hayırlı yerlerde kullanılmasını sağlamak ve şerre âlet olmasına mânî olmak gâyesiyle "ilm-i nâfî" ile kalbî hayatı tezyîn eylemiştir.
   Nitekim merhum Mâhir İz Hocaefendi de kalbî derinlikten mahrûm bir ilmin noksan olduğunu ve bu noksanlığı bertaraf etmenin yegâne çâresinin de mânevî irşâd görmek olduğunu ifâdeyle şöyle der:
   "İlmin kîl ü kâlini dâimâ bir noktada toplamak mümkün olmadığından, hiçbir zaman ilmî tedkîkten geri kalmamakla berâber; asıl hakîkate vâkıf olmanın, ancak ehlinin irşâdı sâyesinde mümkün olabileceğine inanırım. İşte bu sebeptendir ki, yakaza dışı bir işâretle, irâde merdivenimi, mârifet semâsına mîrâc için feyz-i Sâmî'ye rabteyledim." (Yılların İzi, s. 396)

   Hakîkaten mânevî terbiye netîcesinde kazanılan kalbî olgunluk, insan idrâkini zâhirî ilmin üstünde bir ufka taşır ki buna "mârifet" denir. Bu ise ancak bâzı tasavvufî temrinler sâyesinde elde edilebilir. İnsan, bu görüş ufkuna ulaştığı zaman, ne kadar büyük bir âlim de olsa, acziyetini idrâk ederek ilmine mağrûr olma hastalığından kurtulur. Sonsuz ve girift hakîkatler meşherine doğru açılan tefekkürü, hayret ve acz duygularıyla dolar. Akl-ı selîm ile düşününce de anlar ki, bilmek sâdece zâhiri seyretmek değil; bir sırrı çözmektir. Bilmek, hakîkatte büyük nizâmın muammâsını çözmek ve ilâhî sırlara âgâh olabilmektir.
   Hazret-i Mevlânâ, insanın ebedî saâdeti için lüzûmlu olan mârifetullâh ilmini elde etmenin ehemmiyetini ve buna bîgâne kalanların hazin âkıbetini aşağıdaki hikâyede ne güzel sergilemektedir:
   Bir nahiv (dilbilgisi) âlimi gemiye binmişti. Sefer esnâsında ilmine mağrur bir şekilde gemici ile sohbete koyuldu. Gemiciye zaman zaman muhtelif suâller sordu ve muhâtabından "bilmem" cevabını alınca da ona karşı ilmiyle iftihâr etmek üzere:
   "- Yazık! Cehâletin sebebiyle ömrünün yarısını hebâ ve ziyân etmişsin." diyerek onunla istihzâ etti.
   Temiz kalbli gemicinin, bu küçük düşürücü davranışa gönlü kırıldı ise de, olgunluk gösterip nahivciye cevap vermedi, sustu. Derken şiddetli bir fırtına çıktı ve gemiyi müthiş bir girdabın içine sürükledi. Herkesi büyük bir telaşın kapladığı o hengâmede gemici, nahivciye döndü ve:
   "- Ey üstad, yüzme bilir misin?" diye sordu.
   Nahivci, solmuş sararmış bir vaziyette titrek bir sesle kekeleyerek:
   "- Hayır bilmem!.." dedi.
   Bunun üzerine gemici, mahzun bir edâ ile şu mukâbelede bulundu:
   "- Nahiv bilmediğim için benim yarı ömrüm mahvolmuştu, öyleyse şimdi senin bütün ömrün mahvoldu. Zîrâ gemimizin bu girdaptan kurtulma imkânı yoktur. Ey nahivci! Bu deryâda nahivden ziyâde yüzme ilminin daha faydalı ve zarûrî olduğunu bilmiyor muydun?.."
   Bu kıssadaki nahiv ilminden murâd, sadece dünyevî ve zâhirî ilimlerdir. Asıl faydalı ilim ise, ihtiyâca cevap veren ilimdir. Beşerin en büyük ihtiyâcı, bedenle birlikte rûhun da ebedî saâdetini temin etmektir. Bu da, Allâh rızâsını kazanmaya bağlıdır. Allâh'ın rızâsı ise, kâmil îmânla birlikte sâlih amellerle elde edilebilir.


Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.