TASAVVUF ve FENNÎ İLİMLER
..:: 2 ::..
Tasavvuf, sırları idrâk maksadıyla kâinâtı tahlîl ettiğinden, fizîkî gerçeklerin nihâyetinde metafizik husûsiyetlerle yüz yüze gelen fennî ilimlerin, tasavvufla bir şekilde alâkasının olduğunu kabul etmek bir zarûrettir.
Esâsen Kur'ân-ı Kerîm birçok defa kâinattaki sır ve hikmetlere dikkat çekmektedir. Âyet-i kerîmede buyurulur:
سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ
أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
"İnsanlara, ufuklarda ve kendi iç dünyalarında âyetlerimizi göstereceğiz ki, onun (Kur'ân'ın) gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şâhid olması yetmez mi!" (el-Fussilet, 53)
Âyette "ufuklar" kelimesiyle insanı ihâta eden dış âleme, "kendi nefisleri" ifâdesiyle de insanın biyolojik ve rûhî yapısındaki hikmet, ibret ve sırlara işâret edilmektedir.
Cenâb-ı Hak, kullarının gafletini izâle ederek onları intibaha getirmek için âyet-i kerîmelerde şöyle buyurur:
"(Ey Habîbim! Sana karşı gelenler) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zîrâ dolaşsalardı elbette düşünecek kalbleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalbler kör olur." (el-Hacc, 22)
"Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar." (ed-Duhân, 38-39)
Cenâb-ı Hak, bu kudret akışlarını bildirdikten sonra insanları da diğer varlıklar gibi belli bir maksad için yaratmış bulunduğunu bir başka âyet-i kerîmede şu şekilde bildirir:
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لاَ تُرْجَعُونَ
"Sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız!" (el-Mü'minûn, 115)
Mikrodan makroya kadar her zerrede ilâhî sanatın hârika tezâhürleri mevcûttur. Tasavvuf, merkezi insan olmak üzere bu hakîkatlerin küllî ve umûmî bir mâhiyette kavranmasını temin eden bir görüş ve bu görüşün husûlü için başta "zikrullâh" olmak üzere riyâzât vb. rûhî temrinlerle insanoğlunu olgunlaştıran fiilî ve ilmî bir disiplindir.
Kur'ân âyetlerinde fizîkî âlemin hikmetlerine dikkat çeken ve te'kîd için de bunları suâl yoluyla ortaya koyan beyânlar mevcûddur. Bu keyfiyet, fennî ilimlerin faâliyet sahasını ilgilendirmekle berâber, eşyânın sâdece fizîkî hûsûsiyetlerine münhasır değildir. Bu yüzden hikmeti kavrama konusunda bu ilimlerin salâhiyet ve imkânlarından daha fazla bir kudrete ihtiyaç vardır. Bu da rûhî temrinlerle kalbin tahassüs melekesini geliştirmeyi îcâb ettirir. İşte tasavvuf, insana bu imkân ve salâhiyeti bahşeden müstesnâ bir ufuktur.
Mâlum olduğu üzere mutasavvıfların nazarında dünya, esmâ-yı ilâhiyyenin tecellîgâhıdır. İçindeki her varlık büyük bir sanat hârikasıdır. Gündelik hayatta birçoğumuzun karşılaştığı ve pek düşünmeden geçip gittiği hâdiseler hakkında ciltlerle kitap yazılsa yine de azdır. Meselâ bir dut yaprağını ceylan yediğinde misk, ipek böceği yediğinde ise ipek olur. İşte bunun gibi kâinât, her gün müşâhede edegeldiğimiz, fakat üzerinde lâyıkıyla durup düşünmediğimiz hârikalarla doludur. Yeşeren otlara, açan çiçeklere, meyve veren ağaçlara ibret nazarıyla bakılsa ve bunların topraktan renk, koku, lezzet gibi husûsiyetleri nasıl bulup da çıkarabildikleri düşünülse, ilâhî kudretin böyle tezâhürleri karşısında hayrette kalmamak mümkün olmaz. Kısacası mutasavvıflar, kâinatta hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını sadece zâhirleri ile değil, bütün kalbleri ile de kabul etmişlerdir.
Kur'ân ve insan gibi kâinât da Cenâb-ı Hakk'ın esmâ-yı ilâhiyyesinin terkipleriyle meydana gelmiştir. Bütün fennî ilimler bir bakıma bu terkiplerin kâinattaki tezâhürleri olan âdetullâhın hikmetlerini aramakla mükelleftirler. Bu mükellefiyetin îfâsında ise mutlak bir acziyete mahkûmdurlar. Ancak, mânen terakkî ederek bir nevî kalbî alıcılara mâlik olabilenlerdir ki, sır ve hikmetleri kavrama husûsunda, fen ilimlerinin vâsıl olduğu merhalelerden daha ilerisine nüfûz edebilirler. İşte bu gibi noktalardan itibâren fennî ilimlerle tasavvuf kaynaşıp aynîleşir.
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü