İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



  

TASAVVUF ve FENNÎ İLİMLER

..:: 1 ::..

       Fennî ilimler, yâni laboratuvar müşâhedeleriyle ispatlanabilen ilimler, -ilk nazarda- tasavvufla alâkasız gibi görünürse de gerçek böyle değildir.
      Varlıkların ve hâdiselerin var oluş hikmet ve keyfiyetlerine dâir bir gâye peşinde koşan her ilmî faâliyetin yolu, nihâyette metafizik bir noktaya ulaşır. Bu ise fennî ilimlerin tasavvufla buluştuğu noktadır. Çünkü tasavvuf, kâinattaki bütün varlıkların sır ve hikmetlerini, yâni metafizik boyutlarını umûmî olarak tahlîl, tesbît ve tedvîn eder. İnsanı, Allâh ve mâsivâ hakkında daha doğru, daha şümûllü ve tecessüs iştihâsını doyuracak seviyede bir ilme, yâni hakîkat iklîmine taşır.
   Fennî ilimlerin ilgi alanı maddî âlem, yâni eşyâ-yı tabîiyye (tabiî şeyler)'dir. Bu ilimlerin varlıklarda bulduğu gerçekler, onlara ilâhî tâyinle yerleştirilmiş olan husûsiyetlerdir. Buna göre maddî âleme âit her keşif, Yaratıcı'nın kudret ve azametine bir delil olarak ortaya çıkar. Buradan hareketle fennî ilimlerin, bir mânâda ilâhî sanat hârikalarına ulaşmaya yardımcı olduğunu söylemek mümkündür.
   Diğer taraftan İslâm, maddeyi bile metafizik boyutlarıyla birlikte ele alır ki, bugün modern fennî ilimler de bu îzâha yaklaşmıştır. Çünkü maddî âlemdeki her keşif, yeni meçhullere kapı açar ve insan müfekkiresini sonsuz bir mesâfeye çeker. Maddî âlemin intibâları ile yürütülen bu faâliyetin sonunda da, bâzı metafizik hâdiselerle karşılaşılır. Bilhassa zamanımızda bu ilimlerin akıllara hayret ve hayranlık veren noktalara ulaşması, netîcede fizikî gerçeklerin metafizikle yüz yüze gelmesine sebep olmuştur. Bu yüzden de hakîkati yalnız maddeye hasretmiş olan eski materyalist telakkîler âdetâ iflâs etmiştir. Geçen asrın tabularından biri olan Lavoisier (Lavuazye) kanunu yıkılmış ve felsefe ile din arasındaki temel ihtilâf mevzûlarından biri olan "maddenin kadîm olduğu" görüşü artık çöpe atılmıştır. Maddenin asıl değil, ârızî bir sûret ve tekâsüf etmiş bir enerji olduğu gerçeği, atomun parçalanmasıyla ispat edilmiş ve böylece madde denilen şeyin, enerjinin muayyen bir kalıpta hapsedilmesinden ibâret olduğu ortaya çıkmıştır. Buna ilâveten bilhassa fizik, kimya, biyoloji ve astronomideki yeni keşifler, dînin ve bu arada Kur'ân-ı Kerîm'in ulvî muhtevâsını te'yîd eden sayısız yeni delillerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
   İnsanın genleri üzerinde vâkî olan yeni keşifler, her insanın nev'i şahsına münhasır bir şifresi olduğu gerçeğini ortaya koymuştur. Bu ve benzeri keşifler, ilâhî sanatın akılları âciz bırakan, zamânımızdaki parlak misâlleridir. Bundan dolayıdır ki, daha 19. asırda Ziyâ Paşa:
      Sübhâne men tehayyera fî sun'ihi'l-ukûl
      Sübhâne men bi-kudretihî ya'cizu'l-fuhûl
   "Sanatı karşısında akılların hayrete düştüğü, kudretiyle en üstün âlimleri bile âciz bırakan Allâh Teâlâ'yı tesbîh ederim." sûretindeki hikmetli beytini nazmetmiştir. Çünkü müslümanlar, ilâhî sanatın hârikaları karşısındaki bu aczi öteden beri esâsen bilmekteydiler. Hattâ bu fennî keşiflerin, kıyâmete yakın, mûcizeler seviyesine kadar yaklaşabileceği de müslümanların meçhûlü değildir. Lâkin her yeni keşif, insanın acziyyeti ile ilâhî sanatın azametini ve ondaki hikmetlerin sonsuzluğunu kabullenmek istikâmetinde vicdânî bir zarûret doğurmaktadır. Yine Ziyâ Paşa:
      İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez,
      Zîrâ bu terâzû bu kadar sıkleti çekmez.
diyerek bu beşerî aczi, ne güzel ifâde etmiştir.


Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.